Suriye’de harita değişti
Diğer
23 Ocak 2026
Geçtiğimiz bir haftada Suriye’de ve Grönland’da çok hızlı gelişmeler yaşandı. Suriye’nin kuzeydoğusunda harita birkaç gün içinde değişirken, Grönland’da Trump’ın ısrarlı talepleri karşısında bir çerçeve mutabakatına varıldığı ifade ediliyor.
Grönland’ı bu haftalık bir yana koyup Suriye’deki gelişmeleri değerlendirmeye çalışacağım ama, önce okuyucuya bir özeleştiri borcum var. Lafı evirip çevirmeye gerek yok, ABD’nin SDG’yi bu şekilde gözden çıkaracağını ve SDG’nin Suriye Arap Ordusu adını alan şeriatçı çetelerle takviyeli HTŞ’nin silahlı güçleri karşısında bu hızla gerileyeceğini öngöremedim. SDG’nin bu senaryoya hazırlıklı olmaması ise başlı başına bir zaaf sayılmalı.
Geçen haftaki yazımda Fırat’ın batısındaki tüm mevzilerin HTŞ’nin kontrolüne geçeceğini ifade ettikten sonra şunları belirtmiştim: “Ancak iş Fırat’ın doğusuna geldiğinde burada farklı bir gerçeklik var. Her şeyden önce SDG’nin çok daha dirençli bir savunma yapması bekleniyor. Ayrıca, ABD’nin HTŞ’nin Fırat’ın doğusuna geçmesine cevaz vermesi zayıf bir ihtimal. Irak Kürt yönetiminin de Rojava ile aradaki siyasi farkları bir yana bırakarak Suriyeli Kürtlerin yardımına gelmesi söz konusu olabilir.”
Oysa ABD HTŞ’nin Fırat’ın batısına geçmesine engel olmadığı gibi, SDG de ondan beklenen direnişi göstermeden kuvvetlerini hızla Kobane ve Haseke’ye doğru geri çekti. Artık SDG’den bahsetmek mümkün değil. ABD’nin ve bir ölçüde Suudi Arabistan’ın gayretleriyle IŞİD’e karşı PYD/YPG ile Rakka ve Deyr-ü Zor vilayetlerinde meskûn Arap aşiretlerinin koalisyonundan müteşekkil olarak kurulan SDG, aşiretlerin saf değiştirmesiyle bir anda yok oldu.
Söz konusu Arap aşiretleri baştan IŞİD’le iş birliği içindeydiler. Sonra yeşil dolarların ve gücün peşinden giderek YPG ile IŞİD karşıtı koalisyona katılmaya ikna oldular. Bazı yorumcular, var olan sorunlara rağmen bunu Suriye’nin geleceği için örnek bir ittifak olarak gösteriyordu. Demek öyle değilmiş. Arap aşiretleri yeniden dolar ve gücün peşinden saf değiştirip bu kez HTŞ saflarına katıldılar ve silahlarını bu kez YPG’ye çevirdiler. Yakın geçmişte Suriye çöllerinde arkadan hançerlenen atalarımızın kullandıkları, bizim kuşağın hariciye koridorlarında sıkça duyduğu, “ne Arap’ın yüzü ne Şam’ın şekeri” tekerlemesinin içinin boş olmadığı bu şekilde bir kez daha kanıtlandı.
Suriye’deki yeni durumun baş mimarı ABD ise, bunu baştan beri teşvik edip katkı sunan Ankara’dan başkası değil. Üçüncü ve dördüncü sırada ise İsrail ve Suudi Arabistan geliyor. Ama ortaya çıkan sonuçtan en karlı çıkan ülke Türkiye değil, İsrail ve ABD. Türkiye’de Suriye’den kaynaklanan “terörist/ayrılıkçı” tehdidin bertaraf edildiği gerekçesiyle iktidara yakın milliyetçi ve muhafazakar çevrelerde zafer havası estiriliyor. Ama henüz toz duman yatışmadı. Evdeki hesap çarşıya uymayabilir. Suriye’ye şeriatçıların hakim olmasının her halde bize yararı olamaz.
Türkiye’de estirilen zafer havası Kürt vatandaşlarımız arasındaki duygusal kopuşu hızlandırıyor. Söz konusu kopuşun etkisi geniş toplum katmanları arasında özellikle genç kesim üzerinde açık şekilde hissediliyor. Korkarım bunun ileride telafisi çok güç olacak. Bu yüzden öteden beri Ankara’nın PYD/YPG ile diyalog kanalları açması gereğini yazıp çiziyorum. Yeni koşullarda YPG örgütlü askeri bir yapı olarak varlığını yitirse dahi, onun temsil ettiği ideolojinin ve toplumsal tabanın yok olacağını kimse beklememeli. Kaldı ki PYD’nin bir siyasi parti olarak Suriye’deki varlığı muhtemelen devam edecek. Türkiye Suriye’deki Kürt örgütlenmesini ezmeye çalıştığı sürece, kendi içindeki fay hatlarının derinleşmesine yol açacaktır. Bunları görmek için kahin olmaya........
