İran’da ateşkes tutar mı?
15 günlük ateşkes daha işin başı, sancılı yeni bir döneme giriliyor
ABD ile İran arasında mutabık kalınan15 günlük ateşkes tüm kırılganlıklarına rağmen bu yazının yazıldığı perşembe günü-kör topal tutuyordu.
Ateşkese rağmen tarafların her ikisi de kendi kamuoylarını etkilemek için zafer ilan ederek psikolojik savaşa devam ediyorlar. İranlılar, inandırıcı olmasa da ABD’nin 10 maddelik kendi talep listeleri kabul ettiğini iddia ediyorlar. Tahran’da bir anda caddeleri futbol taraftarları gibi arabalı-bayraklı kutlama konvoyları kapladı. Bunda yadırganacak bir durum yok. Her iki taraf da toplumsal psikolojiyi yüksek tutmak istiyor.
ABD’de ise sokağa yansıyan bir şey olmadı ama “Savaş” Bakanı Pete Hegseth ve Trump’ın sözcüsü Karoline Leavitt düzenledikleri basın toplantılarında İran’ın yenildiğini, ABD’nin hedeflerine ulaştığını ilan ettiler. Trump daha ateşkes ilan edilmeden önce 15 maddelik kendi planlarının çoğu maddesinin İran tarafından kabul edildiğini öne sürmüş, İranlıların kapalı kapılar ardında ateşkes için ABD’ye yalvardığını, İran’da rejimin değiştiğini iddia etmişti.
Sağolsunlar bizim sağcı-solcu medya organları da kendi ortak meşreplerine uygun olarak ABD emperyalizminin İran karşısında mağlubiyetini ilan ediverdiler. Oysa resim hiç de öyle siyah-beyaz değil. Daha henüz toz-duman yatışmadı. Uzun süre de yatışmasını beklememek lazım. Çünkü işin içinde çok katmanlı çıkar ilişkileri ve güç mücadeleleri var. Kesin olan bir şey varsa, ABD uzun süre Orta Doğu’dan elini (belki de gövdesini) kurtaramayacak. Ne Orta Doğu, ne Batı İttifakı, ne de dünya güçler dengesi eskisi gibi kalacak. Sancılı yeni bir döneme giriyoruz.
Ateşkes mutabakatının özü Hürmüz
Varılan ateşkes mutabakatının iki önemli unsuru var. İran, Hürmüz Boğaz’ından geçişleri engellemeyecek; buna karşılık ABD ve İsrail, İran’ı bombalamayacaklar. Gerisi müzakereye tabi. Pakistan’ın arabuluculuğu ve ev sahipliğindeki müzakereler için 15 günlük bir zaman dilimi öngörülüyor. Bu süre zarfında bir anlaşmaya varılmazsa, ABD bombardımanları tekrar başlayabilecek.
Ateşkesin ilk pürüzü daha ilk günün ilk saatlerinde Lübnan konusunda çıktı. İsrail görülmemiş şekilde Lübnan üzerindeki saldırılarını şiddetlendi. Çok kısa süre içinde güney Lübnan ve Beyrut’ta ağır kayıp ve yıkımlar yaşandı. İran, ABD ile varılan mutabakatın Lübnan’ı da kapsadığını iddia ederek, Hürmüz’ü yeniden kapattığını açıkladı. ABD ve İsrail ise ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını öne sürdüler. Oysa arabulucu Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif varılan mutabakatla ilgili sosyal medya paylaşımında ateşkesin Lübnan ve diğer tüm yerleri (Körfez ve Orta Doğu’da İran’ın saldırdığı yerler) kapsadığını çok açık şekilde belirtmişti.
Barış müzakerelerinde İran heyetinin başkanlığını yapması beklenen İran Meclis Başkanı Muhammet Bekir Galibaf bu durumda müzakerelerin anlamsız hale geldiğini açıkladı, ama mutabakattan çekildiğini öne sürmedi. Nitekim daha sonra İran heyetinin her şeye rağmen müzakerelere gideceği anlaşıldı. İran’ın Hürmüz Boğaz’ından geçişlerin durdurulduğu şeklindeki açılamasının da doğru olmadığı bir süre sonra ortaya çıktı. İran’ın iznini alan tankerin Hürmüz’den kolayca geçebildiği görüldü.
İran, Lübnan’da istediğini elde edememiş olsa da, Hürmüz’de geçiş serbestisine dayalı statükoyu değiştirerek boğazı fiilen kontrol etme gücünü elde etmekle çok önemli bir üstünlük sağlamış gibi görünüyor. Hürmüz’den geçen gemilerin iddia edildiği gibi İran’a 2 milyon dolar geçiş ücreti ödeyip ödemedikleri henüz açıklığa kavuşmadı. İran bu paraları da alıyorsa, elde ettiği üstünlük katmerlenmiş olur. Ancak bunlar sadece şu anki filli durumu yansıttığını unutmamak gerekiyor. İran’ın elde ettiği avantajları kalıcı hale getirmesi Pakistan’daki müzakerelerin ne şekilde ilerleyeceğine bağlı. Her şeye rağmen Hürmüz’ün tümüyle İran’ın kontrolüne bırakılması beklentisi gerçekçi değil. Hürmüz konusunda İran’ın elde edebileceği en mantıklı statü, boğazdan geçiş düzenlemeleri için kurulacak uluslararası bir komisyonda ağırlıklı oy söz sahibi olmaktır. Ancak şimdiye kadar ücretsiz gerçekleşen Hürmüz geçişlerinin ücretli hale getirilmesi gerçekçi görünmüyor.
Lübnan’da İsrail’in saldırılarını artırması ne anlama geliyor?
Lübnan’da İsrail’in saldırılarını aniden artırmasının bir kaç açıklaması olabilir. Birincisi, Netanyahu’nun ABD’nin bir oldu bittisi ile karşılaşma endişesi. Her ne kadar Netanyahu ABD ile İran arasındaki müzakerelerin bilgisi ve mutabakatı dahilinde gerçekleştiğini açıklamış olsa da, Pakistan’daki görüşmeler öncesinde Lübnan’da mevzi kazanmak istediğini düşünmek yanlış olmaz.
İkinci sebep ise İsrail’deki iç siyasi dengeler. Netanyahu’yu sıkıştıran İsrail iç muhalefeti onu Trump’ın peşine takılmakla, sonunu iyi hesaplamadan girdiği savaşta Trump tarafından yalnız bırakılmakla suçlamaya başladı. Netanyahu bu yüzden hiç olmazsa Lübnan cephesinde ilerlemeye çalışarak kendi kamuoyuna zafer satmaya çalıştığı kuşkusuz.
İsrail’deki muhalefetin Netanyahu’ya yönelttiği eleştirilerin benzerlerinin ABD’de Demokratlar tarafından Trump için yapılıyor olması da resmin başka bir yüzü. Bu eleştiriler her iki liderin kendi iç cephelerinde karşı karşıya oldukları güçlükleri çok çarpıcı şekilde sergiliyor.
Buna karşılık, İsrail ve ABD’de yaşanan iç politika güçlükleri Lübnan’da yaşananların yanında ancak ayrıntı sayılır. Lübnan uzun süredir iflas etmiş parya bir ülkeydi. Lübnan’da taşlar İsrail’in Hizbullah lideri Nasrallah’ı öldürmesi ve örgütü parçalanmasından sonra yerinden oynamış ve nihayet, 2025 yılının başında devlet başkanı (Joseph Aoun) seçilip yeni bir milli mutabakat hükümeti (Başbakan Nawaf Salam) işbaşına gelebilmişti.
Yeni hükümetin Hizbullah’ın gücünü kısıtlaması beklenirken, İran savaşının başlamasının hemen akabinde Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırısında bulunması herkes için büyük bir sürpriz oldu. Hizbullah’ın ülke çıkarlarını bir yana bırakarak Lübnan’ın en zayıf olduğu bir dönemde İran lideri Hamaney’in öldürülmesi üzerine İsrail’e saldırarak bu ülkenin hışmını Lübnan’ın üzerine çekmesi, bu örgütün ulusal çıkarları değil, İran’ın çıkarlarını temsil ettiğini bir kez daha ortaya koydu.
Arada kalan Lübnan halkının durumu herkesten daha vahim. Kendi hükümeti İsrail’e karşısında son derece aciz bir konumda olduğu gibi, ne ordunun ne de asayiş güçlerinin Hizbullah’ı engelleme güçleri bulunuyor. İsrail Hizbullah teslim almadıkça bu ülkedeki katliamlar, işgal ve yıkım devam edecektir. Bölgenin bir zamanlar en müreffeh, en eğitimli ve üretken halkının içine düştüğü durum gerçekten çok acı. Pakistan’da yapılan görüşmelerde İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını durdurması konusunda bir anlaşmaya varılmazsa, Lübnan halkının çektiği çileler devam edecek gibi görünüyor.
Müzakere heyetlerinin kompozisyonları bize ne anlatıyor?
İsrail’in Lübnan saldırılarına devam etmesine rağmen İran heyetinin Pakistan’a gidecek olması, İran’ın içinde bulunduğu çaresizlik ve zorlukları en çarpıcı şekilde yansıtıyor. İran heyetinin başkanlığını bu kez siyasi ağırlığı olmayan Dışişleri Bakanı Arakçi yerine gücü elinde tutan Meclis Başkanı Galibaf yapacak. Devrim Muhafızlarının eski lideri Galibaf ılımlı kesimden olmasa da, aşırıların tarafında da değil. Galibaf’ın Lübnan engeline rağmen müzakereye razı olması ülkenin içinde bulunduğu açmazı kavrayan bir lider olduğunu gösteriyor.
ABD tarafında ise heyet başkanlığını bu kez Başkan Yardımcısı JD Vance yapacak. Eski ekipten danışman Witkoff ve damat Kuschner de heyette yer alacaklar ama ipler Vance’in elinde olacak. Vance’in özelliği, spekülasyonlar doğruysa, baştan beri bu savaşa sıcak bakmaması ve en kısa sürede bitmesini arzulaması.
Heyet liderlerinin yaklaşımları Pakistan’daki müzakereler için umut veriyor. Müzakereleri tökezletecek en önemli konular, İran’ın Uranyum zenginleştirme faaliyetlerine son vermesi ve elindeki 400 kg civarındaki zenginleştirilmiş Uranyum’u teslim etmesi. Uranyum zenginleştirme maddesinin İran listesinden çıkarılmış olması bu konuda İran’ın taviz verebileceğini hatıra getiriyor. Zenginleştirilmiş Uranyum’un teslimi içinse ABD Lübnan ve Hürmüz kartlarını oynayabilir.
Müzakerelerin başarısında Pakistan’ın arabuluculuğu ve Çin’in tavrı da önemli rol oynayacak. Geçmişte Trump şakşakçılığı yaptığı (Trump’ı Nobel’e aday göstermişti) için alay konusu olan Pakistan Başbakanı Şerif şimdiye kadar iyi bir performans sergiledi. Şerif’in hem Trump’la hem Çin’le iyi ilişkiler içinde olması başarı şansını artıyor. Trump yakında Pekin’i ziyaret edecek. İran’la bir anlaşmaya varılabilirse Trump’ın Pekin’de işi çok daha kolay olacaktır.
Türkiye’ye NATO Zirvesi’nde rol düşüyor
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arzuladığı ABD-İran arabuluculuğu rolünü, çorbada tuzu olsa da, Şahbaz Şerif kaptı. Ama Erdoğan’a da Temmuz’da Ankara NATO zirvesinde önemli bir rol düşecek. Eğer Erdoğan ABD ile Avrupalı müttefikler arasındaki buzların erimesi konusunda başarılı bir performans sergileyebilirse, uluslarası sahada itibarı yükselecektir.
NATO artık eski NATO değil. İttifak içinde Avrupalı üyelerin daha fazla sorumluluk ve yük üstlenmeleri gerekiyor. Bu konuda en büyük görevlerden biri hem kriz bölgelerine olan yakınlığı ve bu bölgelerdeki ağırlığı, hem de ordusunun gücü ve savunma teknolojisindeki hamleleri nedeniyle Türkiye’ye düşüyor. Türkiye İttifak içinde daha büyük roller üstlenmek istiyorsa -ki üstlenmelidir- demokrasi ve hukuk devleti alanında sicilini mutlaka düzeltmesi gerekiyor.
