Eski bir dostla Adalet, Gladyatör ve Şeyh Bedreddin üzerine
“Bu yaştan sonra vurdulu kırdılı filmlere dadandım.”
Ona pek yakışmayan bir cümle bu.
Yıllardır görüşmemiştik.
Değişmiş mi diye bakıyorum. Hem evet hem hayır.
Dış görünüş olarak eskisi gibi. Ama yüz ifadesi genellikle gergin ve tedirgin.
Güldüğünde yıllar önceki haline dönüyor. Hatta çocukluğuna...
“Hayrola, nereden çıktı bu vurdulu kırdılı film merakı?”
Başını yana çeviriyor. İnsanların anlatmayı çok istedikleri bir konu açıldığında, heyecanla nasıl başlayacaklarını düşündükleri anı hissettiren kısa bir gerilim yaşıyor sanki.
“Denzel Washington’u izledin mi hiç?” diye soruyor.
“Birkaç filmini izledim. İlk aklıma gelen Adalet adlı film serisi…”
Bu cevabım onu sevindiriyor. Artık kendisini daha iyi anlatabileceğine emin görünüyor.
“Güzel. O zaman biliyorsun, onun adaleti sağlama şeklini…”
O filmlerde Denzel Washington, haksızlığa uğrayan masum insanları kendi yöntemleriyle koruyan, mafya gruplarına ve suç şebekelerine haddini bildiren eski bir özel operasyon ajanı…
Adalet filminden bir kare
“Devlet yok, adalet dağıtan güçlü kahraman var, öyle mi?”
Beni duymuyor. Gözleri ışıldayarak farklı bir dünyaya gitmiş gibi...
“Hele o insanlara eziyet eden pislikleri cezalandırmadan önce içinde bulunduğu mekânın ayrıntılarını tek tek beynine kaydetmesi ve harekete geçmeden önce saatinin kronometresine basması yok mu! Bayılıyorum…”
Şu anda karşımda sanki bir çocuk var. Dövüş başlarken keyifle yerini alır gibi…
Sadece “insanlara eziyet eden pislikler” derken alt tarafı bir filmin hak etmediği derecede aşırı kin beslediğini hissederek şaşırıyorum.
“Ve harekete geçiyor. Bazen dövüyor onları. Bazen kollarını bacaklarını kırıyor. Bazen de mecburen öldürüyor…”
Arkadaşım vahşi bir gülümsemeyle sakinleşiyor. Bir tür orgazma ulaşma aşaması…
Yalnız olmadığını hatırlayıp tepkimi görmek üzere bana........
