Martılar ve insanlar, espriler ve önlemler
80’li yıllara kadar İstanbul birçok kuş türüne evsahipliği yapardı. Şehrin yerlisi kuşlar arasında serçe, kumru, güvercin, sığırcık, kırlangıç öne çıkardı. O zamanlar şehirdışı sayılan Bostancı’nın veya Aksaray’ın ötesinde ise, kartal-şahin gibi artık bizim için tarihe karışmış türler görülürdü. Bugün kenti tamamen kontrol altına almış iki leşçilden biri olan karga nadirdi; diğeri, yani martı ise esas olarak Adalar tarafında veya şehrin epey uzağındaki çöplük alanlarında beslenirdi ve en fazla Kadıköy-Karaköy vapurunda giderken mendireklerin üzerinde görürdük. Şimdi her tarafta, şehrin hemen her yerinde martı orduları var. Artık bizim pisliğimiz mi, onların pisliği mi daha vahim ama; birbirimizi haketmiş durumdayız. Hattâbilindiği gibi, bu “sempatik” kuşların adını taksilere, motorlara falan verdik, onları iyice benimsedik. Bu bakımdan, 70’lerden itibaren vapurların arka kısmından ekmek atarak martı besleyen kendini bilmez Türklerin, şimdiki genç kuşaklara laf etmeye hakkı yoktur. Besle martıyı, koysun kafana; 24 saat “canlı yayın” yapıyorlar.
Gelelim İstanbul’dan Ankara’ya. NATO zirvesine doğru ilerlerken, alınan güvenlik önlemleri dikkati çekiyor. “Problem olabilecek ve soru sorabilecek” gazetecilerin akredite edilmemesi de bunlardan biri. Hem diyelim Trump hazretleri, böyle “yakışıksız” bir soru soran kendini bilmez gazeteciye “ya sen kimsin ya? Haddini bil edepsiz? Seni kim aldı bu basın toplantısına?” falan diye çıkışırsa, milletçe rezil-rüsva olmaz mıyız? İyi ilişkilerimiz bir anda bozulmaz mı? Maalesef kimi gazeteciler zirve için akredite edildi; dolayısıyla bu bahsettiğimiz risk daha da büyüdü. Umarım bizde son yıllarda yapıldığı gibi, gazetecilerin soruları önden yazılı olarak alınır ve güzel bir sansür süzgecinden geçirildikten sonra lider kişilere servis edilir! İhtiyacımız olan soru türü, “Başkanım, şu konuda ne kadar........
