menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yapayalnız İnsan Hakları Anıtı

9 0
yesterday

Hemen her dayanışma eylemine gelen, yaşamını gazeteciliğe adamış meslek büyükleri, ağır ama öfkeli adımlarla geliyor. Biraz arkalarında, mesleğe bu medya ortamında adım atmak zorunda kalmış, kısa meslek yaşamlarını tutuklamalara, gözaltılara, dava ve soruşturmalara tanık olarak geçirmiş, kendileri de bu davaların hedefi olmuş bir avuç genç gazeteci. Uzun süredir hastalık nedeniyle evden çıkamayan bir meslek büyüğü de burada. Daha önce eyleme gelmeyen birkaç gazeteci de…

* * *

Ankara Yüksel Caddesi’nde bir İnsan Hakları Anıtı’nın yer alması, o anıtın bir sembol olarak oraya konulmuş olması ne hazin!

Özgürlüğün ve demokratik hakların, uzun mücadeleler sonucunda kazanıldığını simgelemesi için Ankara’nın ortasına oturtulmuş anıtın çevresi arabalarla kapatılmış.

Eyleme destek için gelen birkaç milletvekili, polisle konuşuyor, neden anıtın çevresinin kapatıldığını soruyor.

“Sizin için değil” diyor yetkili bir polis. Az ileride oturan üç-dört ismi gösteriyor.

Kuyu tipi cezaevlerini protesto için gelen mahkûm aileleri sözünü ettikleri. Konur Sokak’ın başladığı kısımda yerde oturmuş, gelip geçenlere dertlerini anlatmaya çalışıyorlar.

Kuyu tipi cezaevlerine karşı ölüm orucu eylemine başlayanları, o cezaevlerinde bir insanın yaşamasının mümkün olmadığını…

Anıtın çevresi bu nedenle araçlarla kapatılmış. Normalmiş, makulmüş gibi anlaşılmasını bekliyorlar.

Az sonra araçlardan biri anıtın ön kısmını açıyor, diğer araçlar yerli yerinde duruyor.

* * *

Görece kalabalık bir eylem bu.

Birgün Gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın bayram günü, aile ziyareti için gittiği Tokat’ta gözaltına alınarak, Ankara’ya getirilip emniyete götürülmesini protesto etmek için yapılan çağrıya kimi parti ve sendikalar da yanıt vermiş, gelmişler.

Çağdaş Gazeteciler Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası temsilcileri burada…

Henüz açıklama yapılmadan önce İsmail’in dosyasına başka haberlerin de eklendiği, yeniden sorguya alındığı, akşam adliyeye çıkartılacağı haberi geliyor avukatlardan.

Bayramın üçüncü gününde hummalı bir çalışma!

Basın açıklamaları yapılıyor, gazeteciler dağılıyor.

Birkaç hafta önce ANKA Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener’in gözaltına alınması nedeniyle toplanmıştık.

Ondan birkaç hafta önce DW muhabiri Alican Uludağ’ın gözaltına alınması ve tutuklanması nedeniyle.

“İsmail Arı’yı tutuklamayın, bu uygulamalara son verin” çağrısını yükseltmek için toplanıldı bu kez de…

Her dayanışma eylemine koşup gelenler aynı yüzler zaten, aynı yalnız kalabalık!

* * *

Tutuklanan Alican ve İsmail, gözaltına alınıp adli kontrol şartıyla bırakılan Kenan Şener, aylarca tutuklu kaldıktan sonra ev hapsi kararıyla tahliye edilen Furkan Karabay, kaçıncı kez tutuklandığını sayamadığımız Pınar Gayıp ve onlarca gazeteci elbette mesleği yaparken bunları da yaşayabileceklerini biliyorlardı.

Dava ve soruşturmalara bütün gazeteciler, hadi bütün gazeteciler demeyelim, haber verme derdi olan gazeteciler alışıktır. Davasız ve soruşturmasız geçen günleri neredeyse yoktur zaten…

Ama yıllardır gazeteciler başlarına türlü işlerin gelebileceğini de bilerek çalışıyor.

Normalde bir gazetecinin çekincesi hata yapmamaktır. Haberdeki bir hata nedeniyle birilerinin zarar görmesinden, haberinin yanlış çıkmasından çekinir…

Her aşamada hata yapılabilecek bir iştir gazetecilik zira… Her yönüyle açıktır buna… Baskılar, yanıltmak isteyenler, propagandasının yapılmasını talep edenler, tepki gösterenler, engellemeye çalışanlar…

Ancak Türkiye’de uzun süredir gazeteciler başlarına her türlü işin gelebileceğini biliyor, neden gelebileceğini kestiremiyorlar, zira konunun haberlerle, yazılarla bir ilgisi yok!

Ama bu insanların aileleri var, çocukları var, yakınları var.

Gazeteciler ne yaşıyorsa onlar da aynısına maruz kalıyor.

Ve gazeteciler, artık onlara da bir açıklama yapamayacak durumda. “Şu haberi yaptım, sıkıntı olabilir” bile diyemeyecek durumda. Mutlak bir belirsizlik, keyfe keder bir cezalandırma!

* * *

İsmail Arı da diğer gazeteciler gibi, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamasından tutuklandı.

Meclis, “Batı ülkeleri de sosyal medya için bu önlemi alıyor” gibi saçma bir gerekçeyle yasa için hazırlık yaparken, gazetecilerin “Bunun tek sonucu gazetecilerin tutuklanması olur” diyerek itiraz ettiği Dezenformasyon Yasası…

Yasanın komikliğini şöyle anlatalım.

İsmail Arı’nın tutuklanması mesela…

Düzenlemenin mantığı basit… Öncelikle “yanıltıcı bir bilgi” verildiğini saptamanız gerekiyor.

Tutuklama kararında da sorgu tutanaklarında da hangi haberdeki hangi bilginin “yalan ya da yanıltıcı” olduğu yok.

Haber yapılmış, bazılarına karşı açıklama yapılmış, savcılık da “Bence böyle” diyerek yargı oluşturuyor.

Zaten savcılığın bir haberin doğru ya da yanlış olduğunu bilmek ya da bunu araştırmak olanağı da yok.

Baştan sona komedi!

* * *

İkinci olarak yanıltıcı bu haberin infial yaratması gerekiyor ki bırakın infiali, gözaltına alınan ya da tutuklanan gazetecinin neden alındığını, neden suçlandığını bilen de yok…

Yasadaki bir diğer komedi de “infial yaratma” iddiası.

Kelime kelime gitsek, yasadan geriye bir şey kalmaz, anlamı da yok!

Jurnalciliği meslek edinmiş, “ayıp” nedir bilmeyen, hayatından bütün bu sınırları çıkarmış bir grup insanı saymazsak, kimsenin gözaltına alınan gazeteciyi eleştirdiği bile yok zaten.

“Onu tutuklayın, bunu asın, buna ağaç kökü yedirin” demeyi vatanperverlik olarak sunanları saymazsak, makul insanlar neyin ne olduğunu, neden olduğunu, gazetecilere bunların neden yaşatıldığını biliyor elbette…

Ama insan şaşırmayı da kaybederse geriye ne kalır?

Nasıl oluyor da aynı sokaklarda büyüyen insanların bir bölümü bir başkasının hayatından çalmayı meslek edinebilmiş, şaşırmadan ama şaşırarak yine de bakıyorsun.

* * *

Yüksel Caddesi’ndeki eylemden birkaç saat sonra haber geliyor; “İsmail Arı adliyeye çıkartılacak.”

Yine aynı yüzler, meslektaşları, bir avuç insan adliye bahçesine toplanıyor bu kez.

Kimsenin hukuk konuştuğu yok.

Gece geç saatlerde avukatlar bu kez tutuklandığı haberini veriyor.

“Ana kapıdan çıkartılmayacak” haberi geliyor sonra.

Azılı, tehlikeli bir suçlu gibi “yakalanan” İsmail, kimseye gösterilmeden cezaevine götürülmeye çalışılıyor.

İsmail’in utanacak, saklanacak tek bir eyleminin olmadığı ortada.

Saklamak isteyenlerin neyi ve neden saklamaya çalıştığı asıl mesele…

* * *

Hüzünle evlerine dönüyor insanlar… Kapılar kapanıyor, herkes yaşadığıyla baş başa kalıyor. Sosyal medyanın kalabalığı yok, gürültüler yok, büyük laflar, büyük sloganlar yok. Günün sonu yalnızlık. Cezaevindeki gazeteci için de eve dönenler için de hakikat bu.

Peki insanların ömründen çalmak dışında neyi elde etmiş oluyorlar?

Kaçıp göçen, işlemediği suç kalmayanları serbest bırakan, aflarla tahliye eden bu sistem, başına ne gelirse gelsin mesleğinde ve memleketinde kalmakta ısrar eden bu insanlardan ne istiyor?

Yazmayı bırakmayacaklar, çalışmayı bırakmayacaklar.

O zaman geriye sadece, kupkuru bir cezalandırma, nefret, yok etmeye çalışma duygusu kalıyor.

Ve ne yaparsanız yapın, hangi hukuki kavramla açıklamak isterseniz açıklayın, mızrak çuvala sığmıyor.

Hüzünlü bir ülke burası. Haksızlığa uğramışlığın hüznü, adaletsizliğin hüznü…

Alican, İsmail gibi insanlar da eklendiğinde bu kalın tarihe, daha da hüzünlü hale geliyor.

Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı yalnız.

Yağmur altında, soğukta, bariyerlerle çevrelenerek, polis gözetiminde insanların haklarının yazılı olduğu beyanname, önünde gece gündüz açık.

Hiçbir slogan, hiçbir kavga, hiçbir savaş bu hüznü ve hakikati gizlemeye yetmiyor.

Ve günün sonunda, tüm bunlardan geriye, o cezalandırılan gazetecilerin ve hakikatin kalacağını da kimse bilmiyorsa da tarih biliyor.

Haftanın kitabı: Yargı Silahı (Lawfare)

Avukat Mehmet Pehlivan, İBB dosyaları kapsamında uzun süredir tutuklu. Çorlu Cezaevi’nde tamamladığı kitabı, “Yargı Silahı (Lawfare) - Hukukun Siyasal Muhalefetin Yok Edilmesine Yönelik Silah Olarak Kullanımı” tam da Türkiye’yi, Türkiye’yi anlatmadan anlatıyor. Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan kitap, kısa süre önce raflarda yerini aldı. Yayınevinin tanıtım metninde, şöyle anlatılıyor kitap:

“Pehlivan, son yıllarda dünya siyasetinde giderek daha görünür hale gelen bir olguyu mercek altına alıyor: Hukukun, siyasal rakipleri etkisizleştirmek ve muhalefeti tasfiye etmek amacıyla stratejik biçimde kullanılması. Pehlivan’ın bu çalışması yargı, medya ve siyaset üçgeninin nasıl

işlediğini, hukuki süreçlerin nasıl siyasal sonuçlar üretmek üzere kurgulanabildiğini ortaya koyuyor. Ceza soruşturmaları, tutuklamalar, itiraf mekanizmaları ve kamuoyu mühendisliği üzerinden şekillenen bu yeni düzen, burada yalın ama sert bir analizle ele alınıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’na yönelik gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında yargılanan bir hukukçunun kaleminden çıkan kitap, 'yargı silahı' tartışmasını soyut bir teori olmaktan çıkararak doğrudan güncel bir

deneyimin içinden konuşuyor. Yargı Silahı (Lawfare) - Hukukun Siyasal Muhalefetin Yok Edilmesine Yönelik Silah Olarak Kullanımı, adalet fikrinin sınandığı bir çağda, hukukun biçimi ile özü arasındaki gerilimi sorgulayan güçlü bir metin. Hukukun siyasallaştığı anlarda demokrasinin nasıl daraldığını anlamak isteyen herkes için…”

İmamoğlu’nun avukatlığını yaparken tutuklanan Pehlivan, kitabında, Brezilya’da cezaevinden çıktıktan sonra yeniden başkanlık koltuğuna oturan Lula’nın maruz kaldığı hukuki süreçleri, yargının nasıl araçsallaştırıldığını anlatıyor. Elbette olan bitenler bizler için çok tanıdık.

Lula açısından kritik öneme sahip isimlerden biri, siyasi yasaklı hale gelmesine yol açan karara imza atan hakim…  Aynı hakim, Lula’dan sonraki başkan Bolsonaro’nun kabinesinde Adalet ve Kamu Güvenliği Bakanı olarak yer aldı. Ancak Lula, cezaevinden çıktı ve başkanlık koltuğuna yeniden oturdu.

Pehlivan, bu süreçleri ayrıntılı biçimde aktarırken, çok duyulmamış olan Lawfare kavramına başvuruyor. “Siyasal muhalefetin yok edilmesine yönelik imha aracı” olarak tanımlıyor kavramı. Yargının bütün dünyada, iktidarlar tarafından, bugüne kadar hiç olmadığı biçimlerde nasıl kullanıldığını anlatıyor.

 


© T24