Her şey ortaya döküldü: Yapay zekâ mı, yoksa yeni bir savaş doktrini mi?
Yapay zekâ ile ilgilenenler haftasonu yeni bir tartışmanın içine daldı. Çünkü, Palantir Technologies CEO’su Alex Karp’ın yayınlanmak üzere olan kitabının özeti olduğu belirtilen 22 maddelik metin, sektörün içinden, dışından herkesi şaşırttı. Doğrusunu isterseniz, bu bir özetten ziyade manifesto. Ve bu manifesto, teknoloji dünyasının maskesini indiriyor.
Bu bir teknoloji tartışması değil, güç ilanı. Karp’ın söylediği şey basit ama sert “Yapay zekâ, Batı’nın askeri gücüdür” Bu cümle, bugüne kadar anlatılan bütün “yapay zekâ insanlık içindir” masallarını bitiriyor.
Yapay zekâ Batı'nın askerî üstünlük aracıdır
Bugüne kadar bize anlatılan neydi? Yapay zekâ insanlığı ileri götürecek, verimlilik artacak, hayat kolaylaşacak vs vs. Palantir ise başka bir şey söylüyor: “Yapay zekâ, batı’nın askeri üstünlüğünün ana aracıdır” diyor. Bu cümle, teknoloji çağının en dürüst ama en tehlikeli cümlesi olarak tarihe geçti.
Palantir'in 22 maddelik özeti bir teknoloji metni değil, ideolojik deklarasyon. Açıkça şunları sıralıyor;
Yapay zekânın silah olması kaçınılmaz Silikon Vadisi, ABD devletine borçlu yani teknoloji şirketleri tarafsız kalamaz “Çoğulculuk (Pluralism)” ve “az gelişmiş kültürler (regressive cultures)” zayıflıktır.Yani, Palantir'in anlattıkları klasik bir ürün tanıtımı değil. Bu, teknoloji şirketlerinin kendilerini devletin uzantısı olarak konumlandırması olarak anlaşılıyor. Zaten Palantir de bunu saklamıyor. "AI silahlarının yapılacağı kesin, mesele kimin yapacağı" diyor.
Gerçi, Trump döneminin bir acaipliği olarak, 2025 temmuz ayında, yapay zekâ sektöründen dört üst düzey teknoloji yöneticisinin, yarbay rütbesiyle ABD Ordusu Yedek Kuvvetleri'ne katılması ve "Yönetici İnovasyon Birliği" olarak da bilinen "201. Müfreze" adlı yeni bir birimi oluşturması düşünülürse, Karp'ın açıklamasına çok da şaşırmamak gerekebilir.
Ayrıca Palantir'cilerin daha önce yayınladığı "Teknolojik Cumhuriyet: Sert Güç, Yumuşak İnanç ve Batı'nın Geleceği", "Seferber Ol: Amerikan Sanayi Üssünü Yeniden Başlatma ve Üçüncü Dünya Savaşını Durdurma" gibi kitaplara da dikkat etmek lazım.
Tepkiler neden bu kadar sert?
22 maddelik metin yayınlanır, yayınlanmaz, sert tepkiler gördü. Çünkü birçok kırmızı çizgiyi aynı anda ihlal ediyor. Bazı yorumcular metni “distopik” ve "tehlikeli" şeklinde değerlendiriyor. Bazıları ise doğrudan "klavye savaşçısı" ya da “çizgi romanların kötü adamı gibi” diye alaya alıyor.
Ama asıl önemli olan, bu söylem artık "savunma stratejisinin ana akımı" haline geliyor. Yani mesele “Bu fikirler uçuk değil ve zaten uygulanıyor" şeklinde. Anlayacağınız, ta Sam Altman'ın yönetim kurulu tarafından 2023 yılı sonunda işten çıkarıldığı ve sonra geri alındığı dönemde gündemde olan "e/acc" ve "EA" tartışmalarının, artık e/acc'nin öne geçmesiyle sonuçlandığı gözüküyor (artık bu isimleri kullanmıyorlar bile).
Yani bu manifesto çoktan hayata geçti. Bunu mart ortasında yazdığımız, "Trump İran'ı suçlarken, yapay zekâyı öldürmek için kullanıyor mu?" ortaya koymuş ve hatta Palantir'den de detay vermiştik. O yazıya bakarsanız, PayPal'ın kurucusu olan Peter Thiel'in Palantir'i zaten çoktandır ABD ordusu ile çalışıyor. Sadece ABD dışında değil, ABD içinde de göçmen takibi yaptı (ufak bir not ; bu takibi de Facebook, Google vs'deki verilerin uzantısında yapıyor, şu anda da hep birlikte yapay zekâları kendi davranışlarımız hakkında eğitip, duruyoruz). Thiel, Musk'ın yakın arkadaşı ama onun gibi popüler olmayı değil, esrarengiz kalmayı tercih ediyor.
Yapay zekânın zaten hedef tespitinde kullanıldığı biliniyor. Savaştaki karar süreçlerine katkısı var, en azından hızlandırıyor ve acaba insan faktörü sistemden ne derece çıkarılıyor? Mesela, yapay zekâ destekli askeri sistemlerin hatalı hedefleme nedeniyle sivil kayıplara yol açtığı olaylar artık raporlanıyor.
Yani Palantir 22 maddelik özet'te geleceği anlatmıyor. Mevcut durumu meşrulaştırıyor ve bu dönemde büyük teknoloji şirketlerinin taraf seçmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu manifesto ile birlikte en kritik eşiğin geçildiği yani “Tech companies are neutral” döneminin bittiği kaydı var. Palantir, diğer teknoloji firmaları adına da konuşarak, açıkça "Biz Devletiz" diyor. Bu çok radikal bir kırılma. Çünkü, teknoloji şirketleri artık sadece ürün üretmiyor, jeopolitik aktör haline geliyor. Bu, 11 eylülden itibaren hayatımıza giren, "klasik güvenlik merkezli devlet" dilinin geldiği nokta ve ilginçtir bu dil artık bir teknoloji şirketinden geliyor.
22 maddelik metindeki diğer ilginç bir nokta ise “Pluralism ve bazı kültürel yaklaşımlar zayıflık yaratıyor” tanımlaması. Bu ABD açısından iç tartışmalara işaret ediyor. Etik ve çoğulculuğu savunan iç tartışmaları, stratejik risk, engel ve zaman kaybı olarak yorumluyor. Biden'ın yapay zekânın çoğulculuğa ve diğer etik kurallara özen göstermesi gerektiğine dair kararnamesini, Trump yönetime geçer geçmez bloke etmeye kalkmıştı. Ama geçtiğimiz ay hukuk bunu engelledi.
Gelişmeler Türkiye için neden kritik?
Tabii ki konuya Türkiye açısından bakıyoruz. Çünkü bu tartışma yalnızca “uzaktaki ABD'nin bir meselesi” değil. Türkiye'nin geldiği durumun artık konuşulması gerektiğini her zamankinden daha fazla görüyoruz. Yani, yapay zekâ altyapısını kim kuracak, veri kimin kontrolünde olacak (veri egemenliği), savunma sistemleri kimin yazılımına bağlı olacak gibi soruları tartışmak ve cevap üretmek gerekiyor.
Çünkü artık, yapay zekânın silah, verinin mühimmat ve altyapının egemenlik olduğu çağdayız. Bu üçlüye sahip olmayan ülkelerin geleceği ise soru işareti.
Günümüzde artık 5G, yapay zekâ ve veri merkezleri kurmayı “altyapı sahipliği” sanmayın. Aslında kurulan bu altyapının kontrolünün kimde olduğunu sormak lazım. Core network dışarıdan, yapay zekâ modeli dışarıdan ve bulut altyapısı dışarıdan ise, siz altyapıya sahip değilsiniz, kiracısınız.
5G'ye yakından bakarsak da "tüketiciye satılan ama aslında endüstri için kurulan ağ"dır. Yani tüketiciye daha hızlı internet, daha iyi video, daha iyi oyun hizmeti sunmak değil. 5G’nin asıl kullanım alanı, akıllı fabrikalar, askeri sistemler, otonom araçlar, kritik altyapıdır. 5G, vatandaş için değil devlet ve sanayi için kurulan bir kontrol ağıdır. Eğer bu "ağın dilimleme (network slicing)” yetkisi sizde değilse, kendi ülkenizde bile öncelik sizde olmaz.
Bu, klasik bağımlılıktan farklı bir durum. Eskiden enerji bağımlılığı vardı, şimdi karar bağımlılığı geliyor. Bugün Türkiye’de konuşulmayan ama kritik olan başlıklar, Yapay zekâ modelimiz (yerli LLM) var mı? Kritik sistemler hangi modelle çalışacak? Türkiye verisi yurtdışında mı işleniyor, Kritik veri nerede veya kimde birikiyor, telekom networkünün kontrolü kimde, core network yerli mi, network slicing kontrolü kimde, hedefleme algoritmaları kimin, karar destek sistemleri nereden geliyor?
Bu soruların çoğununun cevabı “Dışarıdan” şeklinde. Başka deyişle bağımlıyız. Kendi sistemimizi bir an önce kuramazsak, başkasının sistemine entegre olur ve başkalarının koyduğu kurallara uymak zorunda kalırız.
Palantir açıkça teknoloji şirketleri taraf seçmeli, ABD devleti ile entegre çalışmalı ve yapay zekâ askeri üstünlük için kullanılmalı diyor. Sonra ekliyor; “(Pluralism)” ve “az gelişmiş kültürler (regressive cultures)” zayıflık yaratır diyor. Yani, tartışma lüksünüz yok. Türkiye (ve tabii ki pek çok ülke) için kırmızı alarm.
Sonuç olarak Palantir Technologies ve Alex Karp sadece bir kitap tanıtmadı, “Yeni dünya düzeninde güç, yapay zekâ ve veri üzerinden kurulacak” dedi. Türkiye için soru artık "Bu düzenin kurucularından mı olacağız, yoksa bağımlılarından mı?" ya da "Kendi kararını veren bir ülke mi olacağız, yoksa başkasının verdiği kararları uygulayan ülke mi?" şekline bürünüyor.
Palantir’in metni beğenilebilir ya da nefret edilebilir ama görmezden gelinemez. Çünkü metin açıkça “Yapay zekâ artık ekonomik değil, askeri bir teknolojidir” diyor. Bu noktadan sonra mesele "yapay zekâ iyi mi kötü mü?" değil, "yapay zekâ kimin elinde ve kimin adına çalışıyor?" sorusu.
