menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kadın “olamamak" sancısı

20 0
24.08.2025

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

24 Ağustos 2025

“Dairesel yalnızlığın tadını çıkaran yusyuvarlak bir küre”

-Empedokles

Rüzgârlı burun Anamur’a doğru yola çıkıyorum.

Yola çıkarken de yanıma, yolculuğu tuhaf şekilde kesintiye uğramış olan kitabımdan iki adet alıyorum.

Kitabım da ülkedeki ağır suç ikliminin gazabına uğradı.

Şimdilik bu süreci, “askıda kitap ve hüzün var” diye geçiştiriyorum.

Kötü bir sürprizle kırılan hevesimi, zamanın elinden yeniden alabilmeyi umuyorum.

Düzensiz ve verimsiz geçen bu yaz mevsiminde, güneyin en ucuna gitmek için tam tamına 1.5 gün ayırmışım kendime.

Gitgide insanın kendisini asla tanıyamadığını kavradığım için “kendimi tanımladığım” demek daha yerinde olacak, işte o vakitten beri bitmek bilmeyen işleri peş peşe dizer, telaşsız tek gün geçiremem zaten.

Ona yüklediğim işleri kovalamaya yetemeyen zaman da kuyruğu kopartılmış bir uçurtma gibi ufkumda bir belirir bir kaybolur.

Anamur Belediyesi ve Uluslararası Öykü Günleri Derneği iş birliğinde ilki düzenlenen kitap festivalinde, “Kadın Olmak Sancısı” başlıklı panelde konuşacağım.

Kadının, kadın hekim ya da eski zamanların ak büyücüleri olan kadın şifacılara muhtaç bedensel sancılarının, arazlarının eril tıp tarafından nasıl göz ardı edildiğini anlatacağım.

Konuyu genel başlıklarla derlediğim eski şu yazımı okuyacağım panelde.

Neyse ki şu günlerde, kadının erkekten daha uzun ama çileli olan yaşamının uzun olan kısmı dikkate değer bulunuyor da kadının erkeğin farklı bir modeli olmadığı anlaşılır hale geliyor.

Aynı panelde Zekiye Yüksel var.

Suudi Arabistan'da kadın ve öğretmen olarak yaşadıklarının güncesi diyebileceğimiz “Şeriat Ülkesinde Kadın Olmak” kitabının da yazarı.

Gece yarısı Alanya’ya iniyor uçağım.

Genç bir şoför alıyor beni.

Yan yana geçerken birbirlerine değecek gibi olan araçlardan yolun darlığını kavrıyorum.

Büyülü bir Dolunay eşlik ediyor, yolun sağında, Ay’ın ışık huzmelerini bir mum alevi gibi dalgalandıran deniz sonsuz bir karaltı gibi uzanıyor.

“Gündüz geçseydiniz keşke” diyor şoför “dönüşünüz de gece yarısı, bu manzarayı çok sever gelenler.”

İki tane muz uzatıyor çekingen.

Anestezi teknisyeniymiş aslında ama yorucu ve kazançsız işinden şimdilik vazgeçip memleketine dönmek zorunda kalmış.

Muz seraları da varmış.

Yola çıkmadan, şimdi Anamur’da çalışan , eskiden öğrencim olmuş iki kadın hekimden mesaj almıştım.

Yanımdaki kitaplar onlar içindi.

Uzaktan tanıyorlardı beni, bense onları hiç tanımıyor hatta anımsamıyordum.

Ama hekimlik ve kadınlık, aynı koridorlardan geçmiş olmak ortak bir mazi demek, tanışmamış olsak da tanıdık yabancılar sayılırlar.

Artık tıka basa doldurulmuş bir darı ambarından farkı kalmadı belleğimin.

Tesadüfi hatırlamalara, seçilmiş anımsamalara kaldı.

Kendimi, “bellek bu kadar yorulunca, beynimdeki yaşlanma kaçınılmaz mı olacak” diye düşünürken bulup sonra bilinç akışıma batan bu saçma varsayım için kendimi hafife alıyorum.

Sezgisel korkular insanın bilişini........

© T24