menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Belgrad’da 21. Dünya Ekonomi Kongresi ve siyaset

33 0
03.07.2026

Uluslararası Ekonomi Birliği'nin (IEA: International Economic Association) 21. Dünya Ekonomi Kongresi 22-26 Haziran tarihleri arasında Belgrad’da yapıldı. Üç yılda bir gerçekleşen bu kongrelere büyük çoğunlukla akademik iktisatçılar katılıyor.

Bu yazıda bir amacım Belgrad’ı ve Sırbistan’ı sosyal ve siyasi yönü ile anlatmak. Türkiye ile benzerlikleri var. Yer kaldığı ölçüde bir diğer amacım dünya kongresinde yapılan bazı iktisat tartışmalarını ele almak.  

Önce Sırbistan’ın başkenti Belgrad’a gidişte, oraya varışta ve dönüşteki bazı gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Belgrad’a İstanbul’dan 21 Haziran’da THY ile uçtum. Uçak alçalırken Belgrad’ı yukarıdan görme fırsatım oldu.  

Belgrad ve Sırbistan gözlemleri

Tuna ve Sava nehirleri Belgrad’ı boydan boya geçiyorlar ve Sava bir süre sonra Tuna’ya katılıyor. Bu nehirlerin üzerinde onlarca irili ufaklı ada var. Belgrad bu nehirlerle bir su cenneti gibi görünüyor.   

21 Haziran öğleden sonra Belgrad Nikola Tesla Havalimanı'nda davetliler olarak karşılandık. Sonra bir taksi ile kongre oteline götürüldük.

Takside IMF çalışanı ve öğretim üyesi olan Arjantinli bir meslektaş, Asya Kalkınma Bankasında bir bölümün başkanı ve yine akademisyen olan Endonezyalı bir meslektaş, ben ve taksi şoförü olmak üzere dört kişiyiz.  

Ben kendimi tanıtıyorum. Arjantinli meslektaşımız hemen futbol ile sohbeti başlatıyor. FIFA Dünya Kupası maçlarını yorumluyor. O tarihte Türkiye hem Avustralya’ya hem Paraguay’a yenilmişti ve ABD maçını kazansa bile kupadan elenecekti.  

Arjantinli arkadaşımıza göre Türk futbolcular iki maçta da yeterli kazanma hırsı ile oynamadılar, fizik olarak da güçlü değildiler. Kısacası Türkiye kupadan elenmeyi haketmişti. Taksi şoförümüz de düzgün İngilizcesi ile yorumlara katkı yapıyordu.

Endonezyalı meslektaşımız futbol konuşmalarına katılmadı. Endonezya’da futbol konusunda birkaç cümle ile yetindi. Taksi şoförümüz Türk olduğumu anlayınca bana dönüp “sarma” sever misin dedi. Türkçe sarma kelimesini duyunca biraz şaşırdım.

Evet dedim. Sonra döner, börek, patlıcan, kebap, köfte, baklava gibi yiyeceklerden de söz etti. En çok sarma severmiş. Öğrendim ki, bütün bu yiyecekler Türkçe olarak ama biraz farklı bir telaffuz ile Sırpça’da da vardı.  

Şoförümüzün, babası Avusturya’da çalışırken, Türk arkadaşları olmuştu. Türk yemeklerini orada sevmişti ve bunlar zaten Sırbistan’da da seviliyordu. Bunların Türk yemekleri olduğunu da biliyordu. 

Otele vardık. Kongreye kayıt, otele giriş yapmak üzere resepsiyona gittim. İngilizce konuşmaya başlamıştım ki karşımdaki görevli Türkçe “Hoş geldiniz” dedi.  

Bu olaya da şaşırdım, doğrusu hoşuma da gitti ve hemen yakasındaki isimliğe baktım. Milica yazıyordu ve Türk değildi. Bu arada benim için kayıt açarken Türkçe konuşuyordu. Diğer görevliler bize bakıyordu. Türkçeyi nasıl öğrendiğini sordum.  

Başlangıçta Türk dizilerinden öğrenmiş, sonra Türkçe kursuna da gitmiş. Belki ileride Türkiye’de turizm sektöründe çalışmayı düşünecekmiş. Çünkü son yıllarda Türkiye’ye birçok Sırp turist gidiyormuş. Sırbistan artık bana yabancı bir ülke değil gibi geldi.

Beni dönüşte otelden havalimanına götüren taksinin şoförü ile de koyu bir sohbetimiz oldu. Türkçe bilmiyordu, ama güzel İngilizce konuşuyordu. Birkaç kez Türkiye’ye Antalya ve Fethiye’ye tatile gitmişti. Kendisine merak ettiğim bir konuyu sordum.

Sırbistan’da otokrasi ve demokrasi hareketi

Biz kongrede iken, özellikle........

© T24