Pazartesi Yazıları | Rüzgâr! Senin gibi ben de deliyim
Diğer
12 Ocak 2026
Olimpiyat Stadı’ndaki Süper Kupa finalini izliyorum ekran başında. Statta esmeye başlayan şiddetli lodos beni geçmişe, bir yirmi yıl kadar öncesine atıyor.
Rahmetli Cengiz Alpman’la basın tribünündeyiz. Zemheri soğuk. Fırtına var. Rüzgar beremi delip sağ kulağımdan beynimin her hücresine yayılıyor sanki.
Cengiz Abi devre arasında “Kahve alıyorum” diyor. Ben almaya yelteniyorum, itiraz edemeyeceğim bir ifadeyle yerime oturtuyor.
“Abi ben kahve içmiyorum” diyorum, yüzünü ekşitiyor. Çay istiyorum.
Kahve ve çayla gelince cebinden küçük şişeler çıkarıyor. “Bu ne abi” diyecek oluyorum, “Kanyak” diye sözümü kesiyor. Basın tribününe nasıl soktun abi sen bunu?
“Soğukta donacak mıyız? Mecbur” diyor kahvesine küçük şişeden “takviye” yaparken.
“Abi bu çaya konur mu” diye soruyorum. “Konmaz” diyor, bir yandan benim çayıma da öfkeli bir edayla takviye yapmaya devam ederken…
Bu kanyağın aslında üç ismi var, biliyor muydunuz?
Fransa’nın Cognac kasabasındaki fıçılardan çıkarsa konyak diyoruz.
Yok, kasabanın dışında üretilmişse ismi Brandy. Flamanca “brandewijn” kelimesinden geliyor. Brande-wijn, “damıtılmış şarap” demek. İngilizler kısaltıp “brandy” demeyi tercih etmişler.
Aynı içki ülkemizde üretildiğinde ise “kanyak” adını alıyor. Rivayet o ki, ismi Atatürk koymuş. Bir dikişte içince “Yahu bu insanın içini ısıtıyor, kanını yakıyor” demiş ve konyak değil de kanyak denmesini istemiş.
Cengiz Abi boşuna paltosunun iç cebine şişelememiş yani. Donmamıza ramak kala “takviyeli” kahve (ve çay) imdadımıza yetişmişti.
Yazının burası için eskilerden bir kanyak reklamı ararken yukarıdaki ilana denk geldim. Arkada bir Uludağ çizimi, metinde Uludağ’da tırmanıştan dönen bir dağcının kanyak ihtiyacı…
Uludağ’ın eski adının Keşiş Dağı olduğunu duymuş muydunuz?
Aslında daha eskiden Olimpos Dağı deniyor. Güney Marmara ve Batı Karadeniz’de milattan önce büyük bir medeniyet kuran Bitinya Krallığı’ndan dolayı “Bitinya Olimpos’u” olarak biliniyor.
Sonra sahiden de dağın eteklerinde keşişler manastırlar yapıyor. İnzivaya çekilen var, Hristiyanlıktaki farklılaşmadan ötürü ibadetini şehirde doğru düzgün yapamayan var.
Evliya Çelebi bile bu dağdan “Celeb-i Ruhban” yani Ruhban/Keşiş Dağı olarak bahsediyor.
Uludağ’ın çevresinde toplamda 28 manastır tespit ediliyor.
Bu konudaki en kapsamlı çalışma Bursa’daki Fransız Kilisesi rahibi Bernardin Menthon’a ait. Menthon’un 1935’te basılan “L’Olympe de Bithynie” kitabını daha sonra bir Türk, Osman Şevki Bey genişletiyor.
Fakat manastırları tespit eden Osman Şevki Bey dağın adını beğenmiyor ve azametine hayran kaldığı dağa bir isim öneriyor: Uludağ.
Şöyle diyor Osman Şevki:
“Bütün dünya bu dağa Olemp der. Biz ise Keşiş Dağı diyoruz. Garbi Anadolu’nun en yüksek tepesine çıktım. Etrafıma baktım; ne keşiş gördüm, ne derviş. Güzel Bursa bir keşişin gölgesi altında mustaripti. Halk bu ismi sevmiyor;........© T24
