Bir kıspet meselesi…
Efendim, iki gündür bir kıspet meselesidir aldı başını gidiyor. Baktım ki iş “milli” bir meseleye dönüştü, dedim “Bari oturup yazayım ben bu işi.” Zira İran’ı anlattım, bu kadar ilgi çekmedi.
(Ayrıca meseleye dair birkaç sosyolojik gözlemim de var, onu da en sona saklıyorum.)
Önce meseleyi özetleyeyim: Fethiye’deki yağlı güreşlerde Kırkpınar altın kemerli başpehlivan Ali Gürbüz rakibiyle güreşirken rakibinin kıspeti bel kısmından aşağıya kayıyor. Hakem de bu durumu fark edip işaret edince, Ali Gürbüz centilmence bir hamleyle kıspeti yukarı doğru çekiyor. Bunun üzerine rakip güreşçi de söylenerek kalkıp er meydanını terk ediyor.
Sosyal medyadaki haber siteleri de kalkıp giden güreşçiye “öfkeleniyor.” Haberi hemen her haber mecrası paylaşıyor, paylaşırken de “rakibin tuhaf hareketleri tepki çekti” diye veriyorlar. Yani “Adam sana iyilik etti, kıspetini düzeltti. Sense adama bozuk atıyorsun” diyorlar bir nevi.
Ben de bunu görünce dayanamadım ve haberlerden birini alıntılayıp, o anki ruh halimin de etkisiyle şöyle bir paylaşım yaptım:
“Allah’ım her şeye bu kadar ilgisizlik, bilgisizlikten öleceğim en sonunda. Haber metni ayrı hatalı, yorumlar ayrı. Kıspet düşer veya yırtılırsa yenik sayılırsın zaten. Kıspetin düşer, rakibin düzeltir, bir de güreşe devam etmek isterse hakaret sayılır. "Bitti" diyor adam. "Bitti ve yenildim." Gayet gururlu bir davranış. Düşmemişti diye itiraz da edebilir. Hakkı. Yani ne tepkisi "garip" ne de kıspetin düşmesiyle güreşin bitmesi.”
Yazıya konu olan X paylaşımı
Meğer halkımız kıspet ve yağlı güreş konuşmak istiyormuş. Sen misin bunları yazan! 2 bin küsur “beğenme…” 1 milyona yakın görüntüleme… Hakaretler, övgüler. Karıştı ortalık.
Bilsem, ben hiç uğraşmazdım koca İran tarihiyle filan.
Bunların dışında “Her şeyden de anlıyorsun maşallah” diye laf sokanlar mı ararsınız… Beni okuduğumu anlamamakla itham edenler mi… Hiç kızmıyorum. Haklarıdır. Eleştiri duymak istemiyorsan sosyal medyaya bulaşmayacaksın. (Ama sosyolojik gözlemime geleceğiz, o ayrı.)
Neyse, durum böyle olunca dedim ki, madem halkımız bu kıspet işini merak etti, azıcık anlatayım. Demek ki böyle bir içeriğe rağbet var.
Kıspeti anlatmadan önce… Siz de “Eray ya, bunu nereden biliyorsun” diye merak buyurduysanız hemen söyleyeyim: Baba tarafım Edirneli ve çocukluğumda yaz aylarım orada geçti. Kaç kez Kırkpınar zamanı Sarayiçi’ndeydim, hatırlamıyorum bile.
Bir de rahmetli dedem, hiçbir spora değil ama yağlı güreşe pek meraklıydı. İzlerken de bana detayları........
