menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Serdar Soydan: Safiye Ayla özgür ruhlu, her şeye açık bir kadındı, Komando'ya âşık olmasının nedeni depresyon ve kendisine ceza vermek istemesiydi

13 0
previous day

Serdar Soydan’ın Doğan Kitap tarafından yayımlanan Lütfen Alkışlamayın adlı romanı, Safiye Ayla’nın mektupla tanıştığı ve “Komando” olarak anılan bir adamla kurduğu çalkantılı ilişkiyi anlatıyor.

Safiye Ayla, Cumhuriyet’in ilk büyük yıldızlarından. Atatürk’e şarkı söylemiş, dönemin en güçlü seslerinden. Kendini yokluktan var eden, kararlarını tek başına alan, güçlü ve vizyoner bir kadın.

Ancak romanda karşımıza bildiklerinizden çok farklı bir Safiye Ayla çıkıyor. Kocasının ölümünden sonra hayatının yönünü yeniden kurmaya çalışan, yas tutan bir kadın… Ve bu kadın, kendisinden genç bir adamla, kıskançlık, baskı ve psikolojik şiddetin iç içe geçtiği bir ilişkiye adım atıyor.

Mektuplarla başlayan ilişki, kısa sürede bir bağımlılığa dönüşüyor. Bir yanda kendi kalmaya çalışan Safiye, diğer yanda karşısındaki erkeğin baskılarıyla savaşan Safiye. Bu iki uç arasında sıkışan bir kadın... Kontrolün yavaş yavaş el değiştirdiği bir süreç. Bu yüzden anlatılan şey bir aşk hikâyesi değil. Daha çok, güçlü bir kadının zayıf bir anında kurduğu, riskli ve dengesiz bir bağın hikâyesi. Ancak bazıları için bu bir aşk.

Kitabı okurken, yazarla sohbet ederken zihnimde sürekli aynı soru vardı: Her şeyi olan ve bu kadar öngörülü bir kadın, neden bu kadar riskli bir ilişkinin içine girer?

Serdar Soydan

- Safiye Ayla’nın en büyük aşkı olarak nitelendirdiği Komando ile ilişkisini biyografik roman olarak yazdınız. Neden roman?

Safiye Ayla’nın bu ilişkisine dair okuduklarım dikkatimi çekti ve konunun peşine düştüm. Araştırdıkça, tesadüflerin de yardımıyla bu ilişkiye dair çok sayıda malzeme karşıma çıktı. Zamanla birikti, güçlü bir kitap malzemesine dönüştü. Fakat bu roman, yalnızca 1969–1973 arasında yaşanmış bir ilişkinin romanı değil, bugünden bakınca da karşılığı var. Bugün “toksik ilişki”, “narsistik kişilik bozukluğu”, “psikolojik baskı” gibi başlıklarla tartışılan dinamiklerin erken bir örneği. Düz bir araştırma metni bu katmanları açmaya yetmezdi. Karakterin iç dünyasına girebileceğim bir anlatı gerekiyordu. Roman yazma gereği bundan doğdu.

- Bugüne kadar hakkında birden fazla kitap yayımlandı. Birçok şehir efsanesi oluştu. Ancak siz bu bilgilerin eksik kaldığını belirtiyorsunuz. Eksik bilgilerimiz neler ve gerçek Safiye Ayla kim?

Özyaşamöykülerinde bile eksik bilgiler vardır. İnsan kendi hakkında bir şeyi de derli toplu ve tüm ayrıntılara nüfuz ederek yazamayabilir. Ben, Safiye Ayla’nın hayatının, ele aldığım dönemiyle ilgili söyledim bunu. Zira dönemin tüm gazete ve dergilerini tarayıp Safiye Ayla ve komandonun ilişkisine dair yeni, farklı bilgilere ulaştım. Gerçek Safiye Ayla kim? Gerçeklik eğilip bükülebilen, nerede durduğuna, nereden baktığına göre değişebilen bir şey. Safiye de her birimiz gibi farklı farklı insanlardı.  

- Safiye, acılarla büyümüş, güçlü ve zeki bir kadın. Asla kötülüğü seçmiyor. Bu tarafını nasıl okumamız gerekiyor?

Evet, doğru. Hayatta kalmak için acılaşabilir, sert bir kabuk, bir koza örebilirdi. Ama bu sert başlangıca rağmen, çevresine zarar veren, sert bir kadın değil. Onunla ilgili anılarda da bu çok net görülüyor. Kimse Safiye Ayla’nın birinin ayağını kaydırdığını, sahnede bir başkasını engellediğini anlatmıyor. Tersine, herkese alan açan, yardım eden bir tarafı var. Sadece 1956’da Zeki Müren’le biraz gerilmişler.   

- Hadi anlatın bize…

Safiye Ayla, Zeki Müren’i dinlemeye gidiyor. Fakat Zeki Bey sahneye geç çıkılıyor. Safiye Ayla ikinci şarkı sonrasında mekândan ayrılmak üzere kalkınca Zeki Müren bunu olumsuz yorumluyor ve “Safiye Aile anneannem yaşında olduğu için uyku saati gelmiş, evine gidiyor herhalde,” diyerek yaş üzerinden bir gönderme yapıyor. Yaş meselesi Safiye Ayla’nın yumuşak karnı, bu söz sinirine dokunuyor. Safiye Ayla sahneye çıkıp durumu açıklamak istiyor: Gecenin uzadığını, eve gitmesi gerektiğini söyleyecek. Ancak Zeki Müren mikrofonu vermeyince salon geriliyor. Seyirci ikiye bölünüyor, tartışma büyüyor ve olay karakolda bitiyor. (Gülüyor...) Safiye Ayla, on yıl sonra İzmir Fuarı’nda Mehtap Bahçesi’nin işletmesini devraldığında, kadroyu kurarken Adnan Pekkan’ı en başa yazıyor. Zeki Müren’in en büyük rakibini kendi safına çekiyor.

- Safiye Ayla’nın yaşı tam bir gizem. Yaşını kimse bilmiyor. Önce küçülttürmüş, sonra tekrar büyütmüş. Gerçek doğum tarihini öğrenebildiniz mi?

Murat Bardakçı, Safiye kitabının giriş bölümünde yaş meselesini detaylı bir şekilde anlatıyor. Safiye Ayla’nın doğum yılına ve doğum yerine dair net bir bilgiye ulaşmak için arşiv çalışması yapılmış. Osmanlı arşivlerine bakılıyor ama sonuç çıkmıyor. Daha çarpıcı olan, yetimhane kayıtlarında da bir iz bulunamaması. Safiye Ayla’nın giriş bilgileri yok; “Safiye” adıyla bir kayıt görünmüyor. Çocukluğu bu nedenle büyük bir belirsizlik taşıyor. Doğum yılı ve doğum yeri meselesi de aynı şekilde muğlak kalıyor.

- Geçmişini kendi mi kurgulamış ya da yaratmış ?

Kimsesiz bir geçmişten geldiği için zamanla kendine bir hikâye kurmaya çalışıyor. Yıllar içinde verdiği röportajlara bakıldığında bu çok net görülüyor. Her dönemde geçmişini yeniden kurguluyor; doğum yeri, anne-baba bilgisi, çocukluk hikâyesi değişiyor. Aynı kişiyle ilgili ayrıntılar bile farklılaşıyor; dadısının adı bir yerde Eladil’ken, başka bir yerde Edadil olarak geçiyor. Kendine bir geçmiş yaratma ihtiyacı var ve bunu tekrar tekrar yapıyor. Murat Bardakçı kitabında bu durumu harika anlatmış. Yaş meselesi de........

© T24