menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Haydar Ergülen, 'Kutsal Lezzetler Alfabesi'ni anlattı: Herkesin ulaşabileceği, tadabileceği, en kutsal olandır!

37 0
05.07.2026

Deniz Göktaş’ın tutuklanmadan önce söylediği “Neşemizi çalamayacaklar” cümlesi, günlerdir aklımda. Yaşadığımız dönemin bütün ağırlığını, adaletsizliği ve karşı koyma biçimimizi de en net şekilde anlatıyor. Neşe dediğimiz şey yalnızca gülmek değil; yan yana durabilmek, birbirine tahammül edebilmek, sofrada yer açmak, sözün ve hayatın çoğalmasına izin vermek.

Şiirleriyle ve yazılarıyla her daim beslendiğim Haydar Ergülen’in Sakin Kitap’tan yayımlanan Kutsal Lezzetler Alfabesi'de tam bu noktadan aydınlatıyor bizleri. Artun Ünsal’ın önsözüyle açılan kitap, ilk bakışta narı, inciri, karpuzu, limonu, fasulyeyi, ekmeği, aşureyi anlatıyor. Ama sayfalar ilerledikçe lezzetin yalnızca lezzet olmadığını anlıyoruz. Bir meyve hatıraya, bir sebze göçe, bir sofra insana, bir tat birlikte yaşama fikrine dönüşüyor.

Kutsal Lezzetler Alfabesi, bugünün tekleşen, sertleşen, birbirine daralan diline karşı; aşurenin, narın, sofranın, neşenin ve hoşgörünün hatırlattığı başka bir hayat ihtimalini de düşündürüyor. Haydar Ergülen söyleşinin sonunda, “Ben Nar’a inanıyorum” diyor. Ben de :) Ne mutlu doğanın armağanlarına, aşurenin bir arada durma fikrine ve neşesini kaybetmemekte direnenlere...

- Kutsal Lezzetler Alfabesi’nde bence asıl mesele insan. Lezzet, varılacak yerden çok insanı anlamak için çıkılan bir yol mu?

Edebiyat belki de insanı onarmak için var. Sizin lezzetle ilgili saptamanız bana bunu düşündürdü. İnsanı, dünyayı, yaşamı onarmanın tek yolu olmasa da en eski, kalıcı, etkisi uzun süreye, binlerce yıla yayılmış bir onarma biçim edebiyat. Şiir, roman, öykü, oyun ama özellikle de deneme, düzyazı bu duyguyu fazlasıyla uyandırıyor. Deneme deyince akla ilk gelen yazarı, Montaigne’i düşünün, denemeleri kendinden başlayarak bir onarma isteğiyle dolu değil midir? “Geldim şu alemi ıslah edeyim” deyişini de anımsıyorum burada Âşık Noksani’nin. Hayli ironik bir dize, şairin adıyla birlikte düşününce. Ama tam da buna benzer bir şey söylemek istediğim, terzi dikiyor, kunduracı yamıyor, oyuncu maskesini takıyor, kiraz gülümsüyor, patates ne kılıklara giriyor, hepimiz birimiz için oluyor sonuçta. Anlayamasak da nasıl yardımcı olabiliriz insana, dünyaya diye hep birlikte çalışıyoruz, doğa, edebiyat, sanat, lezzet. Şair Osman Konuk’un, çok sevdiğim, kezlerce yinelediğim dizelerindeki gibi, “Nasıl yaşanır ona uğraşıyoruz/Balık, balığın karnındaki yunus ve ben”.

- Sizin için bir lezzeti kutsal yapan nedir? Neden bu lezzetler kutsal?

Aslında ya da itiraf etmek gerekirse, başlangıçta yalnızca kutsal kitaplarda, Kur’an, İncil, Tevrat vb. kutsal metinlerde geçen incir, nar, zeytin, galiba limonu da ben ekledim bunlara, bunlarla sınırlıydı.

- Peki neden bu lezzetler kutsal?

Yazarken kutsal diyerek ötekileştirdiğimi, türcülük yaptığımı düşündüm. Ne yani incir kutsal da kuşkonmaz değil mi, hatta artık meyve ve sebze fiyatlarına baktığımızda kimileri daha da kutsal sayılmaz mı? Başta biraz söylencesi, mitolojisi filan gibi düşünmüşüm, sonra da en kutsalın insanı en çok besleyen olduğunu düşündüm, patates savaşları çıkmış ülkeler arasında açlıktan, şimdi en yaygın patates, en kutsalı da o bence ya da birkaç yıl önceye dek elma, karpuzdu. Herkesin ulaşabileceği, tadabileceği, en kutsal olandır!

- Kutsal Lezzetler Alfabesi’nde her bir meyve zamanla bir duyguya, bir insana ya da bir fikre dönüşüyor. İnsan neden nesnelere bu kadar güçlü anlamlar yükleme ihtiyacı duyuyor?

Onlar birer armağan, su gibi, deniz gibi, ağaç gibi, gökyüzü gibi. Sevgiden aşka, farklı yakınlıklarımız var onlarla. Kimi zaman gereksinim kimi zaman özlem, eh yoksunluk kavramını da unutmamak gerek! Onların bizi beslemesinin yanında biz de onları sevgiyle, ilgiyle, yazıyla, notayla, şiirle beslemeye çalışıyoruz ama, bizimki hiç kalır onların yanında! Bize sundukları armağansa az buz değil, tüm bir yaşam ve kainatın tüm renkleri, lezzetleriyle! Sevgiye, aşka nice anlam yüklesek az kalırsa, sebzelere meyvelere verdiğimiz de onların anlamı yanında az........

© T24