menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ertuğ Uçar: Zaman, hayatın anlamını sürekli değiştiriyor; anılarınızın, fotoğraflarınızın, geçmişinizin anlamı da sizinle değişiyor

29 0
sunday

Bahçeler ve köpekler, anılar ve rüyalar, ölüm ve yeniden doğum, âşıklar ve maşuklar, eşyalar ve insanlar… Mimar, yazar Ertuğ Uçar, Can Yayınları’ndan çıkan Ormanda Kaybolmak (Bir Sözlük Hayali) kitabında aklına takılan, yoluna çıkan dünyayı sözcükler, öyküler ve çizgilerle yeniden anlamlandırıyor. Eş ve yakın anlamlı kelimelerin arasındaki küçük farkları eskizlere dönüştürüyor; onların arasına anıları, rüyaları, diyalogları ve insan hikâyelerini yerleştiriyor. Ortaya insana kaybolma özgürlüğü hissi veren sıra dışı bir kitap çıkıyor.

Uçar’la Yeniköy’ün yeşillikler içindeki kahvecisinde, sözlüklerin içinde kaybolmaktan, dildeki toplumsal eşitsizliklere; erkek bakışından babalığa ve zamanın geçmişe yüklediğimiz anlamı nasıl değiştirdiğine uzanan bir sohbet yaptık.  

- Yıllardır mekân tasarlıyorsunuz. Yeni kitabınız Ormanda Kaybolmakta da çağrışımlar, anılar ve duygular arasında görünmez bağlantılar var. Yazmak ile mimarlık arasında sizin için nasıl bir ilişki var?

Çok zoru soru. Uzun yıllar hem kendime hem bana soranlara, yazıyla mimarlık arasında bir ilişki olmadığını söyledim. Ancak sonraları bunun dürüst bir cevap olmadığını fark edip, konu üzerine düşünmeye başladım. Benzerliklerinden çok farkları üzerinden değerlendirmek daha kolay geldi. Mimarlık son derece sınırlı bir alan. İşvereniniz, belediye yönetmelikleri, mühendislik hesapları, yerçekimi sınırlarınızı belirliyor. Sürekli problem çözüyorsunuz ve yaratıcılık da tam bu sınırların içinde ortaya çıkıyor. Bir mimar için en korkutucu cümle, "İstediğin yere, istediğin gibi bir ev yap" denmesidir. Dışarıdan bakınca büyük bir özgürlük gibi görünür ama tam tersidir. Mimar, kendisini kuşatan bütün o kısıtların içinde üretir.

- Yazarlıktaki sınırsızlık sizi korkutmadı mı?

Korkuttu. Düşünsenize kimsenin benden bir beklentisi yok. İster polisiye yazabilirim, ister şiir. Bundan korktum.Bu yüzden yazmaya da bir mimar gibi başladım. Kendime sınırlar koydum. "Her öykü iki sayfa olacak" ya da "Bu kitaptaki bütün öyküler aynı mesele etrafında dolaşacak" gibi kurallar belirledim. Bugün ise onuncu kitabımdan sonra kendimi daha özgür hissediyorum. Özellikle pandemi döneminde yazıya daha fazla zaman ayırınca iki alan arasındaki ilişkiyi, alıp verebileceklerini daha iyi gördüm. Mimarlığa bakışım biraz daha özgürleşti giderek, yazı ise kendi sınırlarını kurabildiğim bir alana dönüştü.

- Öykülerinizi okurken insanın kaybolduğu yer orman değil, anlamlar sanki. Anlamların peşinde gitmek, hatta kaybolmak nasıl bir deneyimdi?

Anlamlardan önce sözlüğün içinde kayboldum. Sözlük karıştırmayı severim. Yalnızca genel sözlükleri değil; deniz terimleri, mimarlık ya da etimoloji sözlüklerini de. Özellikle etimoloji sözlükleri insanı bambaşka yerlere götürür. Her madde sizi başka bir maddeye çağırır. Bir sayfayı açarsınız, oradan bir başkasına geçersiniz. Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen, kapıları ardı ardına açtığınız büyük bir konağın içinde dolaşmak gibidir. Benim için kaybolmak buydu. Kötü bir histen söz etmiyorum. Bir şeyi aradığım için de kaybolmuyorum. Tam tersine, aradığım belirli bir şey olmadan dolaşmayı seviyorum.

- Bir hedefe ulaşmak için değil, keşfetmek için...

Evet. Şehirde dolaşmayı da biraz öyle görüyorum. "Mutlaka şuraya gideceğim" diye çıkmıyorum. Yeniköy'den yürürüm, sonra ilk vapura binerim; nereye gidiyorsa giderim. Bir yarım günü böyle geçirmek çok hoşuma gider. Bu, sürpriz peşinde koşmak değil. Şehirle karşılaşmanın bir yolu. Sözlükle vakit geçirmek de benim için aynı deneyimdi. Bir süre sonra da eş anlamlılar sözlüğüyle........

© T24