menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Doç. Dr. Saniye Bencik Kartal: Ebeveynlik saygısız davranma hakkı vermez, çocuğa saygı duymak da her isteğini yapmak değildir

18 1
01.02.2026

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

01 Şubat 2026

Doç. Dr. Saniye Bencik Kartal

Ebeveynler için ergenlik, eve adım adım yerleşen ama gündemi hızla ele geçiren bir dönem. O süreçte evde konuşulan konular da dinlenen uzmanlar da dönüp dolaşıp ergenliğe bağlanıyor. Kitaplar yayımlanıyor, tavsiyeler çoğalıyor; ancak bu bilgi yoğunluğu anne babaları rahatlatmak yerine çoğu zaman daha da tedirgin ediyor. Çünkü mesele yalnızca “ne yapmalı?” değil, aynı zamanda “nerede durmalı?” sorusu.

Saniye Bencik Kangal, Kronik Kitap’tan çıkan Ergenlik Kapıyı Çarpınca adlı kitabında tam da bu sıkışmışlıktan yola çıkıyor. Instagram’da @akademisyenanne hesabı üzerinden milyonlara ulaşan Kangal, ergenliği ebeveynin bir kriz anı olarak değil; sınırların, ilişkinin ve yetişkin davranışlarının yeniden düşünülmesi gereken bir dönem olarak ele alıyor.

Saniye Bencik Kartal ile online görüştük, ergenlikte iletişim, sorunlar ve çözüm yollarını konuştuk.

Ergenlik çoğu evde “saygısızlık” kelimesiyle tarif edilirken siz “bağımsızlık denemesi” diyorsunuz. Ebeveynler bu farkı nasıl ayırt edebilir?

Saygısız bir davranışla ergenliğe özgü davranışları birbirine karıştırıyoruz. Kitabın adı da buradan geliyor: Ergenlik Kapıyı Çarpınca. Kapıyı çarpmak tipik bir ergen davranışı gibi anlatılır. Evet, ergenlik döneminde çocuk kapıyı çarpabilir; ama kapıyı çarpmak, ergenliğe özgü değil, saygısız bir davranıştır. Biz çoğu zaman şöyle diyoruz: “Ergenlik işte, hırçın olur, kapıyı çarpar.” Böylece aslında normalleştirmememiz gereken bir davranışı normalleştiriyoruz. Oysa yapılması gereken, bunun saygısız bir davranış olduğunu ve kişinin kendini ifade etmesinin başka yolları da bulunduğunu çocuğa anlatmak. Elbette bunu, ortam sakinleştiğinde yapmak gerekir.

Davranışın kendisinden çok, ebeveynin verdiği tepki mi önemli?

Tam da öyle. O an genellikle şu yaşanıyor: Çocuk sinirle kapıyı çarpıyor, ebeveyn peşinden gidiyor ve “Saygısızsın. Kapı öyle çarpılmaz böyle çarpılır” diye çıkışıp o da kapıyı çocuğun yüzüne çarpıyor. Peki burada ne oldu? Çocuk saygısız bir davranış sergiledi; ebeveyn de ona saygısız bir biçimde karşılık verdi. Büyük olmak, ebeveyn olmak, saygısız davranma hakkı vermez. En büyük yanılgı burada başlıyor. Saygısız bir davranışla karşılaştığımızda biz de alt beynimizle hareket etmeye başlıyoruz. Oysa ebeveynin görevi, iletişimde doğru modeli sunmak: doğru cümlelerle, doğru beden diliyle, sakin bir tutumla. Biz bunu yapmadığımızda, çocuktan beklediğimiz davranışı kendimiz de boşa düşürmüş oluyoruz.

Peki bu durumda ebeveyn ne yapmalı?

Kapı çarpma örneğinden devam edelim. Böyle bir anda hemen müdahale etmiyoruz; sakinleşmeyi bekliyoruz. Çünkü olayın en hararetli anında vücut stres hormonu olan kortizol salgılar. Kortizol yükseldiğinde, mantıklı düşünen beyin devre dışı kalır. Bu yalnızca ergenlerle değil; eşimizle, arkadaşımızla yaşadığımız çatışmalarda da böyledir. O anda söylenen sözler genellikle pişmanlık yaratır. Bu yüzden araya zaman koymak gerekir. Bir gün geçmesi, “yatıp kalkmak” dediğim şey tam olarak budur. Zaman geçince kortizol düşer, duygu yoğunluğu azalır. O zaman hem söylediğimiz sözü kulağımız duyar hem de bedenimizi kontrol edebiliriz.

“Evde sürekli susturulan ‘uslu çocuk’, dışarıda da susmayı öğrenir”

Sorun yanlış zaman mı?

Evet. Sakin bir zamanda çocuğa şunu söylemek gerekir: Kapıyı çarpmak kabul edilemez bir davranıştır; kendini ifade etmenin başka yolları vardır. Ama bunu söylerken bizim de saygısız davranmıyor olmamız gerekir. “Sen ne anlarsın”, “üç günlük çocuksun” gibi cümleler de saygısızlıktır. Ebeveyn olmak, saygısız davranma hakkı vermez. Biz yükseldiğimizde çocuğun beyni bunu tehdit olarak algılar. Beynin verdiği üç temel tepki vardır: savaş, kaç ya da don. Ergen bu durumda kaçamaz, donamaz; savaşır. Sesler yükselir, çatışma büyür. Sonra da “Ergenler çok saygısız” denir. Oysa birçok durumda mesele saygısızlık değil, fikir ayrılığıdır. Çocuk farklı düşünüyor olabilir. Bu kabul edilebilir bir durumdur. Evde her dediğimizi yapan, sessiz, itaatkâr bir çocuk isterken; dışarıda güçlü, kendini savunan biri olmasını bekliyoruz. Çelişki burada başlıyor.

Çelişki özellikle zorbalık tartışmalarında da karşımıza çıkıyor değil mi?

Evet. Medyada gördüğümüz bazı vakalar zorbalık değil, doğrudan şiddettir; ayrı değerlendirilmelidir. Zorbalıkta ise genellikle güçsüz hedef seçilir. Zorbanın olduğu kadar mağdurun da incelenmesi gerekir. Çünkü kendini ifade edemeyen, bastırılmış, özgüveni zayıf çocuklar daha kolay hedef olur. Evde sürekli susturulan, “uslu çocuk” olması ödüllendirilen çocuk, dışarıda da susmayı öğrenir. O yüzden her davranışı saygısızlık olarak etiketlemek yerine, hangi davranışın ifade, hangisinin sınır ihlali olduğunu ayırt etmek gerekir.

Peki tüm ailelerin ortak derdini sormak istiyorum. :) Ergenlikte görülen dağınıklık ve öz bakım sorunları dopaminle mi ilgili?

(Gülüyor) Dağınıklık tek başına dopaminle açıklanamaz. Ergenlikte bunun birkaç nedeni var. İlki bedensel değişim. Ergenin bedeni çok hızlı büyür; koluna, bacağına henüz hâkim değildir. Bu yüzden sakarlık artar, eşyalar kırılır, odalar dağılır. Bu bir koordinasyon meselesidir, sakarlık değildir.

Her dağınıklığı ergenliğe mi bağlamalıyız?

Hayır. Dağınıklığın önemli bir kısmı çocuklukta kazanılamamış alışkanlıklarla ilgilidir. Küçükken sorumluluk verilmemiş, her şeyi ebeveyni tarafından toplanmış çocuk, ergenlikte de düzen kurmayı........

© T24