Başka bir gelecek (3): Mahalle elden gidiyor!
There goes the neighborhood!
Amerikan İngilizcesinde eski bir söz bu.
Bir mahalleye yeni insanlar taşındığında, huzurun, alışkanlıkların, hatta mahallenin değerinin bozulacağı endişesini anlatıyor.
Amerikan tarihindeki yeri, beyazların yaşadığı mahallelere siyah aileler taşınmaya başladığında, yeni komşulara duyulan hoşnutsuzluğun ifadelerinden biri oluşu.
Henüz kimse kimseye bir şey yapmamış. Yalnızca birileri taşınmış.
Ama mahalle elden gidiyormuş!
Bu eski söz bugün başka bir meseleyi düşündürüyor: İnsanların kendilerini nereye ait saydıklarıyla, başkalarının onları nereye ait gördükleri arasındaki farkı. “Dünyalı” kimliği de bu farkı ortadan kaldırmıyor; çoğu zaman onu görünmez kılıyor.
Çünkü bugün dünyalı olmak, yalnızca bütün insanlarla ortak bir dünyayı paylaşma iddiası değil; o dünyanın sınırları içinde serbestçe dolaşabilme, seçtiği yerde yaşayabilme ve kendisi için güvenli bir gelecek kurabilme ayrıcalığıdır.
Bizim tarihimizde Avrupa’ya giden Türkler farklı dönemlerde farklı adlarla anıldı.
“Jön Türkler” Avrupa’dan ülkelerinin siyasal geleceğini değiştirmeye çalışıyordu. “Gurbetçiler” ise çalışmak için gittikleri ülkelerde yeni hayatlar kurdu. Bu adlar, birinin değiştirmek istediği, diğerinin geride bıraktığı yere bağlılığını taşımayı sürdürdü.
Şimdi başka bir kesim var: Avrupa’da okuyup çalışan, orada kalan, oturma hakkı edinmek için yatırım yapan, mülk edinen ve çocuklarının geleceğini orada kurmak isteyen insanlar. Bu tercihin ardında çoğu zaman ülkelerinden duyulan hoşnutsuzluk ve gelecek kaygısı bulunuyor.
Onların bir kısmı kendisini “göçmen” ya da “gurbetçi” değil, “dünyalı” olarak tanımlamak istiyor. Ancak bu sıfat çoğu zaman ülkelerinde edinilmiş birikimle, yani bir bakıma satın alınarak kazanılıyor.
Jön Türklerin adında geldikleri ve değiştirmek istedikleri bir ülke vardı. Gurbetçilerin adında çalışmak için gittikleri ve geride bıraktıkları yer. Dünyalıların adındaysa sanki hiçbir sınır yok.
Oysa sınırlar yerli yerinde duruyor; yalnızca herkes için aynı şekilde işlemiyor. Birileri onları aşmak için pasaporta, eğitime, sermayeye ve bağlantılara sahip. Başkaları aynı sınırların önünde vize, yoksulluk, savaş ve şüpheyle karşılaşıyor.
Bu nedenle “dünyalı” sözcüğü, ilk bakışta evrensel bir kimlik gibi görünse de çoğu zaman sınıfsal bir konumu ifade ediyor. Dünyanın her yerine gidebilenlerin dünyasıyla, dünyanın bir köşesine........
