menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaş, petrol şoku ve Fed faiz kararı: Küresel ekonomi yeni bir sınavda

18 0
13.03.2026

Enerji, küresel ekonominin işleyişinin merkezinde ama savaş dönemlerinde jeopolitik bir silaha dönüşebiliyor. Savaşın başlamasıyla petrol fiyatlarındaki artış, petrolün geçiş rotası ve arz sorunları bu savı güçlendiriyor.

Dünyanın günlük 100 milyar varil petrole ihtiyacı var. Bu ihtiyacın yaklaşık beşte biri, İran'ın dar bir boğazı olan Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Ortadoğu’da iki haftadır süren savaş nedeniyle boğazda trafik fiilen durdu. Pazara erişimin olmaması ve güvenli depolama imkanlarının bulunmaması nedeniyle, körfez ülkeleri petrol üretimini ve işlenmesini azaltmaya başladı. Hükümetler, akışı sürdürmek ve fiyatların kontrolden çıkmasını önlemek için çözüm arayışında.

Hürmüz Boğazı’ndan geçen yakıtın çok önemli kısmı Asya'ya gidiyor (aşağıdaki görselde görüldüğü gibi). Arz şoku ve yükselen fiyatlar savaşın ekonomik etkilerini kontrol altına almaya çalışan zengin ve fakir ülkelerin bulunduğu Asya'yı sarsıyor.

Savaş, dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından olan Katar'dan gelen doğal gaz tedarikini de kesti. Asya ve Avrupa'da fiyatlar hızla yükseldi. Avrupa ise Rusya'nın Ukrayna'yı işgal dönemine kıyasla daha iyi hazırlanmış durumda olduklarını ileri sürerek özellikle doğalgaza erişim konusundaki endişeleri önemsizleştirmeye çalışıyor.

Petrol azındaki sorunlar ve fiyat artışları dünya genelinde derin bir mali bedel ödetebilecek düzeyde.

Petrol fiyatları savaşın ilk gününden itibaren hızla yükseldi. Savaştan on gün önce 70 dolara ulaşan Brent petrolün varil fiyatı, savaşın beşinci gününde 80 doları geçti. Hafta başında 119 doları test etti. Petrol fiyatları yükseldiği seviyede uzun süre kaldığında lojistik maliyetlerindeki artış gıda ve diğer her şeyin maliyetine girecektir. Artan maliyetlerden etkilenen tüketiciler ve işletmeler ise daha az harcama yapmak durumunda kalacaktır. Düşük gelirliler de ağır yük altına girecek kesim olmaya deva edecektir. Sonuçta hem gelir dağılımında adalet bozulacak hem de ekonomik büyüme kısıtlanacaktır.

Petrolün varil fiyatı pazartesi günü bir ara 119 doları test ederek küresel piyasalarda panik yarattı. Bu düzey, petrol fiyatlarında pandemiden (Nisan 2020) bu yana petrol fiyatlarındaki en büyük artıştı.

Pazartesi günü G7 ülkelerinin maliye bakanları acil toplandı. Arzı artırmak için ulusal petrol rezervlerinin kullanımını değerlendirdiler.  Savaş nedeniyle dünyanın yakıt sıkıntısı çekeceğinden henüz endişe duymadıklarını belirttiler.  

Uluslararası Enerji Ajansı'nın verilerine göre G7 ülkeleri de dahil 32 üye ülkenin rezervlerinde 1,2 milyar varilden fazla yakıt bulunuyor. Acil durumda yarısına yani 600 milyon varil daha petrole erişilebilir.

Stratejik rezervlerin serbest bırakılması şu anda masada bekletiliyor. Her an müdahale edilebilecek şekilde hazırda tutulmasına karar verildi.

Bu açıklamalar piyasalardaki paniği yatıştırma ve spekülatif fiyat artışlarını dizginleme açısından sözlü müdahale olarak görülürken Trump’ın "savaş bitmek üzere" açıklamasıyla beraber 119 doları zorlayan Brent petrol, 100 doların altına ve ardından 85-90 dolar bandına geriledi. Ancak asıl mesele, bu düşüşün ne kadar kalıcı olacağı.

Savaş ve ABD’de stagflasyon çıkmazı

Savaş bir yandan enflasyon riskini arttırıyor, diğer yandan büyümeyi ve istihdamı tehdit ediyor. ABD ise yukarı yönlü enflasyon beklentisi ve zayıf istihdam verisiyle stagflasyona doğru sürükleniyor olabilir.

Fed’in 18 Mart’ta faiz kararı var. Bankanın iki amacından biri fiyat istikrarını sağlama, diğeri işsizliğin azaltılması. Bu iki amaç, savaş ve onun yarattığı maliyetler nedeniyle birbiriyle daha sert bir çatışma içinde.

ABD’de şubat ayı enflasyonu aylık yüzde 0,3 ve yıllık yüzde 2,4 oldu. Henüz akaryakıt fiyatlarındaki artış bu enflasyon verisine girmedi. ABD’de ekonominin barometresi gibi bir gösterge var; o da bir galon benzinin ortalama fiyatı. Pazartesi günü yaklaşık 3,48 dolara ulaştı, yani haftalık artış yüzde 16 oldu.

ABD’de şubat ayında istihdam artışı gerilerken 92 bin kişi işten çıkarıldı ve işsizlik oranı yüzde 4,4'e yükseldi. En büyük istihdam kaybı, devam eden grevlerin de etkisiyle sağlık hizmetleri ve sosyal yardım sektöründe yaşandı.

Ancak istihdam, bu verilerle sunulandan daha zayıf. Çünkü resmi istatistik kurumundan aşağı yönlü çok güçlü revizyonlar geldi. Örneğin Aralık ve Ocak aylarına ait iş büyümesi 69 bin aşağı yönlü revize edildi. Hatta Haziran ayında 147 bin iş büyümesi verisinin aslında 20 bin iş kaybı olduğu da altı ay sonra açıklandı. Böyle büyük bir revizyon karşısında ekonomi yönetimi rotasını neye göre belirleyecek?

Ortadoğu'daki çatışma ve son dönemdeki enerji fiyatlarındaki artışa karşılık, savaşın kısa sürmesi ve arz şokunun geçici olması durumunda Fed 18 Mart toplantısında muhtemelen pas geçer. Uzun süreli savaş ihtimalinde ise enflasyon oranı yüzde 3 veya üzerinde kaldığı sürece, durum karışık.  

Enflasyonist süreçte faiz indirimi yapmak tehlikeli ama diğer yandan istihdamdaki zayıflık faiz indirimini destekliyor. İşsizlik oranının yüzde 4,4’e yükselmesi, ekonominin soğuduğuna dair ciddi bir alarm. Normal şartlarda Fed bu veriyi gördüğünde ekonomiyi canlandırmak için faiz indirirdi. Ancak normal şartları iki hafta öncesinde bıraktık, şu an savaş ve jeopolitik risk koşulları geçerli.

İşgücü piyasasının zayıflığı konusunda endişelenenler ile Orta Doğu'daki savaşın yarattığı enflasyon riskine daha fazla odaklananlar arasında görüş ayrılıkları şimdiden oluşmuştur.

Daha sıkı bir Fed doları güçlendirir. Trump’ın ikinci dönemi boyunca beklediği ve istediğinin tam tersine hem de. Savaş ile başlayan dolar endeksindeki yükselişi göz önüne almak gerek. Giderek pahalanan petrol için giderek daha fazla dolara ihtiyaç var.

O nedenle Fed’in faiz kararı doların seyri ve küresel likidite koşulları üzerinden yalnızca finansal piyasaları değil, enerji fiyatları ile emtia piyasalarının dinamiklerini ve sermayenin nereye gideceğini de doğrudan etkiliyor.


© T24