Geçmişin ekonomik krizlerinden ders aldık mı? – 3 (Üçüncü nesil kriz modelleri)
Sürdürülemez kamu dinamikleri, yüksek enflasyon, sabit kur rejiminde sermaye çıkışıyla ve eriyen rezervlerle karakterize birinci nesil kriz modelleri ile makroekonomik politikalardaki içsel tutarsızlıklar ve rasyonel beklentilere dayalı spekülatif ataklarla tanımlanan ikinci nesil kriz modelleri; güçlü ekonomik yapılarıyla tanınan Doğu Asya ülkelerinin 1997’deki krizlerini açıklayamadı. O nedenle Doğu Asya krizini temellendirmek ve böyle bir krizden ders çıkarmak üzere üçüncü nesil kriz modelleri oluşturuldu.
Bu modelin özellikleri, sadece Doğu Asya krizi değil, bir önceki yazımda ele aldığım Türkiye’nin 2001 krizinde de kısmen görülmektedir.
Üçüncü nesil kriz modelinde Roubini vd. (1998)[1]’den Krugman (1999)[2] ve Chang & Velasco (1998)’ya kadar farklı öncü çalışmalar mevcut. Anahtar kelimelerimiz; ahlaki tehlike (moral hazard), ikiz krizler (twin crisis), vade ve para birimi uyumsuzluğu (maturity and currency mismatch) ve banka kaçışı (bank run).
Üçüncü nesil kriz modelleri
Bu modelde öne çıkanlar; reel ve finansal kesim aktörlerinin ilişkileri, bu kesimlerdeki zayıflıkların spekülatif atakları tetiklemesi, para politikası duruşu, sabit kur ve hükümetin rolüdür.
Krizin kaynağı, finansal sistemin kırılganlıklarıdır. Krizi tetikleyici faktör, yerli parada değer kaybı ve sermaye çıkışıdır. Bu modelde de kendi kendini besleyen çoklu denge mümkündür.
Acaba finansal sistem nasıl kırılgan hale geldi, zaafları neler?
Modelin literatürdeki en önemli vurgusu ahlaki tehlike’dir. Hükümetlerin “batmasına izin veremeyeceği” pek çok kuruma vadettiği garanti güvencesiyle, şirketler ve bankalar aşırı risk iştahıyla hareket etmeye başlarlar.
Bu durum aşırı borçlanmaya ve yerli paraya kıyasla daha ucuz olan yabancı para cinsinden (dövizle) borçlanmaya yol açar. Artık para birimi uyumsuzluğu belirgindir.
Aşırı borçluluğun faturası, kendisini şirket ve banka bilançolarında gösterir. Krugman’a (1999)[3] göre reel sektörün ve bankaların yabancı para cinsinden borç yükümlülükleri, döviz kurunu istikrarsızlaştıran her türlü şoka karşı hassas kılar. Çünkü devalüasyon, yerli para cinsinden gelir elde eden ama borcu döviz olan şirketlerin ve bankaların bilançolarında tahribat yaratacaktır.
Ayrıca bankacılık kesimi, yurt dışından kısa vadeli dış borç........
