Savaşın yenilmezleri: Sanat, dostluk ve Monet
20. yüzyılın başında dünyayı yıkıma götüren Büyük Savaş, sanat için de büyük bir kırılmanın habercisiydi. Söz konusu Claude Monet olduğundaysa savaş, sadece politik bir meseleye ya da Giverny’deki bahçesinin az ilerisinde, sahra hastanesindeki yaralılarının çığlıklarına tanıklık etmenin çok üzerindeydi.
İkinci eşinin kaybı, oğlunun vakitsiz ve acılı ölümünün ardından yaşlılıkla beraber gelen görme kaybı, onu yasın ötesinde kişisel kıyametine taşıdı. Art arda gelen felaketler Monet’nin kabuğuna çekilerek resmi bırakmasına sebep oldu. Monet’nin yakın dostu dönemin Fransız başbakanı Georges Clemenceau, bu süreçte onu yalnız bırakmayan isimdi.
Giverny ziyaretiyle ona güç veren, ülkesi ve sanat için anlamının büyüklüğünü hatırlatan, bahçe ardiyesinde sakladığı zambak tablolalarını gördüğünde -çok da etkilenmemekle birlikte- onu yüreklendiren ve Paris’teki Musée de l'Orangerie’de bulunan zambak odaları fikriyle Monet için yaşama yeniden tutunma sebebi aşılayan kişiydi Clemenceau.
Clemenceau ve Monet Giverny’deki bahçesinde
Savaşın başladığı 1914’te büyük oğlu Jean’i 47 yaşında trajik şekilde kaybeden Monet, 73 yaşındaydı, tıpkı yakın arkadaşı başbakan Georges Clemenceau gibi. Monet savaş başladığında çağdaşlarından farklı bir tutum sergiledi. Cepheye gitmedi ve Fransa’yı terk etmedi. Clemenceau’ya yazdığı mektuplarda tavrı netti: savaşın barbarlığına karşı doğanın sürekliliğini resmetmek. Aynı dönemde, Clemenceau savaş bakanlığı görevini üstlenerek ilerleyen yaşına rağmen sahada, cephede, askerin yanında yer alıyor, savaşın ve politik direnişin ulusal sembol ismi haline geliyordu.
Oysa savaşın kısa süreceği söylenmişti, siyasi liderler ve güç odakları öyle ön görmüştü, bütün savaşlarda olduğu gibi. Ama öyle olmadı savaşta yer alan her ülke gibi Fransa da kan kaybetti, çok insan yitirdi. Evlerinden çok ama çok uzakta evlatlarını bıraktı.
Georges Clemenceau cephede askerlerle
Savaş devam ederken Monet’nin kataraktı ilerliyor, derinlik ve renk algısı bozuluyordu. Her şey yeterince kötü değilmiş gibi sanatı kadar bahçeciliğe ve yeni çiçek türlerine düşkün olan Monet’nin ilham kaynağı olan bahçesi de bir nehir taşkınıyla sular altında kaldı ve çamur denizine dönüştü. Monet her açıdan renklerini yitirmemek için direnirken bahçıvanları da cepheye gitmek için orduya katılarak onu terk etti.
Ama o vazgeçmeyecekti. Bahçesinden kalanları kurtararak bildiği yegane şeyi yapmaya devam etti. Defalarca tekrar tekrar göletindeki zambakları çizdi, ilerleyen katarakla beraber resimlerinde boyut azalırken tonları kan gibi kırmızılaşıyordu. Öyle ki aynı dönemde, gözünden geçirdiği operasyonla görüşü biraz düzeldiğinde, ilk yaptığı şey gerçekle tuvali arasındaki farkları gidermeye çalışmak oldu. Yeniden çizdiği bahçesine daha çok renk ve ışık ekledi, eskileri düzeltti. Beğenmediği bazı resimlerini ise yakıp yok etti.
Fütürizm savaşa kurban verirken
20. yüzyılın başı sanat tarihi açısından Fütürizm de demekti. Monet’nin İtalya’daki çağdaşları savaşı, makineleri, uçakları, hızı ve Mussollini’yi yere göğe sığdıramıyor, savaş teknolojilerinin geldiği son noktada, insanlığın ulaştığı maksimum hıza sahip uçaklarla uçabilmek için I. Dünya Savaşı’na gönüllü asker olarak katılıyorlardı.
Fütürizm’in öncülerinden ve en üretken isimlerinden Umberto Boccioni ve akımın en önemli mimarlarından Antonio Sant’Elia savaşla birlikte yitip giden isimlerden sadece ikisiydi. Fütüristler dinamik şiddeti ve teknolojiyi yüceltirken Monet göletine bakmayı sürdürüyordu. Teknolojik ilerlemeyi sabır ve zamanın direnişiyle karşıladı.
Ama zaman ve savaş kimseyi beklemedi ve kimse için durmadı. Sona yaklaşılırken Monet’nin tuvalinde sembolikbir imge daha belirmişti; mezarlık ağacı olarak da bilinen salkım söğüt (Weeping widow/ağlayan dul ağacı). Söğüt, hem adı hem başı eğikmiş gibi duran formuyla Avrupa ikonografisinde yasın köklü bir temsiliydi.
Weeping Widow – Monet (1918-1919)
Monet’in zambakları kırılgan duruşları ve görünmeyen kökleriyle metaforik bir hafıza temsiliyken yoğun ve karanlık boyanmış söğütleri, eğik başları ve sarkık duruşlarıyla, parçalı göğünün altında birer savaş ağıtı gibi belirdi. Adeta dostu Clemenceau’nun politik direnişi cephedeyken Monet’ninki Giverny’deki göletindeydi.
Monet ile Clemenceau’nun dostluğu sanat tarihinde sanatçı–devlet ilişkisinin en sıra dışı örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti çünkü Orangerie’deki zambak odalarının mimarisi bile büyük ölçüde Clemenceau’nun fikriydi. Monet Giverny’deki göletini ve zambaklarını yıllardır resmediyordu. Bu çalışmaların en büyüğü olan Water Lilies (zambaklar) serisi başlangıçta bir müze için düşünülmemişti; Monet onları daha ziyade kişisel evreni olarak görüyordu.
Ancak Clemenceau daha farklı düşünüyordu. Savaşın sonunda Fransa yorgun ve travmatikti. Clemenceau’ya göre ülkenin siyasi zafer kadar ruhsal bir iyileşmeyede ihtiyacı vardı. Monet’nin göleti, ona göre tam da bunu yansıtıyordu: savaşın gürültüsünden sonra gelen bir dinginlik yeri.
Clemenceau Monet’yi ikna etmeye başardı: “Bunları yalnızca tablo olarak değil, bir mekân olarak düşün.” Sonunda seçilen yer Paris’teki eski bir limonluk binasıydı: Musée de l'Orangerie. Burada iki oval salon tasarlandı. Bu bilinçli mimari tercihle oval form ufuk çizgisi olmayan Monet kompozisyonlarına uyuyordu, izleyiciyi bir tabloya değil bir çevreye sokuyor ve gölet hissini mimari olarak yeniden kuruyordu. Salonların içine yerleştirilen dev panolar Monet’nin yaklaşık 100 metreyi aşan bir resim döngüsü oluşturmasını sağladı. Bugün sanat tarihi açısından bu mekânı “20. yüzyılın ilk immersive (sarmalayıcı) sanat deneyimi ve çevresel enstalasyonu” olarak tanımlamak mümkün.
Zambaklar – Claude Monet
Monet için siyah yok
1926’da Monet öldüğünde Clemenceau Giverny’ye koşarak geldi ve dostunun elini tutarak yanında oldu. Cenaze törenindeki sergilediği duruş ise çok daha derin bir anlama sahipti. Monet’nin tabutunun üstündeki geleneksel siyah örtüyü gördüğünde kaldırıp şöyle demişti: “Monet için siyah yok! Siyah bir renk değildir.” Sonra evden çiçekli bir örtü getirerek tabutuna onu örter.
Musée de l'Orangerie’de Monet’in ölümünden sonra yıllarca üzerinde çalıştığı devasa zambak panoları sergilendiğinde, sanat çevreleri tarafından çok sert eleştirilere maruz kalır. Eleştiriler o kadar ağırdır ki Clemenceau gelen tepkilerin ardından Monet’in ikinci kez öldüğünü söyleyecektir. Ama eleştirmenler yanılmıştır çünkü Monet’nin zambakları, hem kendi yüzyılına hem de tarihe damaga vurarak ”soyut resmin başlangıcı” olarak kabul görecek, Jackson Pollock ve Mark Rothko gibi modern çağdaşları için ilham kaynağı olacaktır.
Sonuç olarak savaşın ortasında bir bahçeyi resmetmek modern sanatın sessiz ama en güçlü politik duruşlarından biri olmakla kalmaz, dostunun sonsuz desteğiyle ortaya çıkan yapıt Monet’nin en büyük eseri ve modern sanatın en şiirsel mekânlarından biri olur. Aslında Clemenceau’nun cenazesinde yaptığı jest Monet’nin bütün sanatını özetleyen bir cümle gibidir: Monet için dünya renk ve ışıktan oluşur, siyah onun paletinde neredeyse yoktur, ölüm, yıkım, yas ve savaşta bile…
