menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mesele “CHP içi kriz” değil, yeni bir siyaset gerekli!

65 0
30.06.2026

Bazen siyaset fazla konuşulduğunda anlamını kaybediyor. Türkiye son yıllarda neredeyse sürekli siyaset konuşuyor. Seçimleri konuşuyoruz, liderleri konuşuyoruz, partileri, ittifakları, adayları konuşuyoruz. Fakat bütün bu gürültünün içinde belki de en önemli soruyu sormayı ihmal ediyoruz: Gerçekte ne değişiyor? Neyi kaçırıyoruz? Siyaset ne yapmalıydı da yapamıyor?

Çünkü yaşadığımız kriz yalnızca iktidarın merkezileşmesi, otoriterleşmesi ya da yargının siyasallaşması değil. Yalnızca sekiz yılı aşkın süredir devam eden ekonomik kriz de değil. Hatta buna sadece demokrasi krizi demek bile eksik kalıyor.

Karşı karşıya olduğumuz şey, iç içe geçmiş krizlerin ötesinde daha derin bir dönüşüm. Bir çağ değişimi.

Son üç yüz yılın temel öznesi olan sanayi toplumunun; onun üzerine kurulu ekonomi anlayışının, siyasal kurumlarının, toplumsal ilişkilerinin ve hayatı anlamlandırma biçimlerinin dönüşümüne tanıklık ediyoruz. Bu nedenle yalnızca kurumlar değil, onları açıklayan kavramlar da yetersiz kalıyor. Her büyük tarihsel kırılmada olduğu gibi eski dünyanın dili, yeni dünyanın gerçekliğini açıklamakta zorlanıyor.

Bu yüzden bugün dünyanın hemen her yerinde benzer belirtiler görüyoruz. Temsili demokrasi meşruiyet kaybediyor. Partiler küçülüyor, siyasal aidiyetler zayıflıyor. Orta sınıflar güvencesizleşiyor. Kimlikler sertleşirken korku siyaseti güçleniyor. İnsanlar kurumlara olan güvenlerini kaybediyor ama güçlü lider arayışından da vazgeçmiyor. Bir yandan özgürlük talep ederken diğer yandan güvenlik istiyorlar. Küreselleşmenin imkânlarından yararlanırken küreselleşmeye öfke duyuyorlar.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısına yön veren büyük hikaye sona eriyor. Bugün yaşadığımız kriz yalnızca ekonomik ya da siyasal değil; daha derinde bir uygarlık ve yönetişim krizi. Eski düzen çözülüyor ama yenisi henüz ortaya çıkabilmiş değil.

Türkiye’nin içinden geçtiği krizler yumağı da yaşanmakta olan siyasi kriz de bu küresel dönüşümün dışında değil. Tam aksine, bu küresel çağ değişimi sancısının yerel bir tezahürü.

Kriz yerel olduğu kadar küresel, tüm insanlığın krizi

Uzun yıllardır Türkiye’de siyaseti iktidar ve muhalefet arasında, yalnızca seçim kazanmaya odaklı bir mücadele olarak okuyoruz. Oysa bugün ortaya çıkan tablo başka bir şeyi işaret ediyor. Artık mesele iktidarın kimde olduğundan öte, siyasetin topluma ne vaat ettiğine dönüşüyor.

Siyaset bir mücadele alanıdır elbette. Ama giderek siyaset aktörler arasındaki mücadeleye indirgeniyor. Kim kimi alt etti, kim kime cevap verdi, kim daha sert konuştu, kim daha görünür oldu...

Toplum ise siyasetten bağımsız olarak değişiyor. Kendi akıl edebildiği, kapasitesinin ve becerisinin yettiği ölçüde büyük değişim dalgasına uyum sağlamaya çalışıyor. Hayatta kalmaya çabalıyor. Kentlere yığılmış durumda. Birbirinden haberdar ama ilişkisi, selamı eksik. Elindeki cihazla her bilgiye ulaşabiliyor ama güvenmiyor. Kentte yaşıyor ama kentli pratikleri eksik; çünkü imkânları sınırlı. Çoklu bir hayat ritminin içinde ama fırsat eşitliğinin olmadığını, adil bir hayat yaşamadığını biliyor.

Bu nedenle artık yalnızca oy vermek, temsil edilmek ya da yönetilmek istemiyor. Duyulmak, dinlenilmek ve anlaşılmak istiyor. Kendi hayatına müdahil olmak, ortak hayata dahil olmak ve hayatın yönü üzerinde etkili olmak istiyor.

Aynı olaya bakıp farklı gerçeklikler gören toplumsal kümelerin sayısı artıyor. Aynı veri farklı sonuçlara dönüşüyor. Aynı haber........

© T24