Kayıplar yıkılan belleğe karşılık gelir!
Yıkım olayına yönelik çeşitli betimlemeler yapılmıştır. Herkes bilir ki yanlış giden şey sonunda bir yere çarpacaktır. Dikkat edilirse, varmak yerine çarpmaktadır. Böylelikle de -hızın ivmesine göre- bir yıkım olacaktır.
Bir hikayenin yıkımı.
Yaşamların, süreçlerin, umutların, beklentilerin yıkımı.
Dolayısıyla da belleğin.
Alzheimer hastalarının yakınları iyi bilirler; bir zamanlar iletişimde oldukları kişi gitmiş, onun yerine başka birisi gelmiştir. Özyaşamlarının ortaklığını paylaşanlardan biri, diğerlerini tanımamaktadır artık. Gittikçe büyüyen belirsizlik aleminden etrafına seslenmektedir.
Konuyu biraz daha genişletirsek, mekan ve zaman kayıplarıyla ilişkilenen kodları silinmiş bellekler, akıl hastanelerine kadar uzanırken, garip bir hal içinde unutmayla şekillenerek bir alzheimer tablosu oluştururlar.
Bu duruma psikososyal bir boyut katarak genelleştirdiğimizde ise, hakikate giden yollarla birlikte, gerçeğin geçmişten şimdiye uzanan yapısal boyutunun nasıl bozulduğu (saldırıya uğradığı da diyebiliriz) sonucuna varırız.
Tabii bir de, “O sarı öküzü vermeyecektik” yazıklanmalarına.
Misal, Doruk Madencilik işçileri. Bilindiği gibi, geçtiğimiz haftalarda Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde, Ankara’ya yürüyerek Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde uzun süreli (8 gün)........
