menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir insan değil, bir yöntem: Zübük

40 0
yesterday

“Zübük varsa, onları biz yarattık.” 

Aziz Nesin’in kaleminden çıkan “Zübük”, bir karakterin biyografisi gibi görünür, ama aslında bir hastalığın klinik çıktısıdır. Hasta olansa “Zübük”ün her söylemiyle oradan oraya savrulan yığınlardır.  Aziz Nesin’in satırları, bir dönemin Türkiye’sini anlatırken aslında her dönemin Türkiye’sini, hatta her coğrafyanın benzer hikayesini anlatır. “Zübük”, ideolojilerin, partilerin, sloganların, afişlerin, vaatlerin, törenlerin arasında git gide kuvvetlenen biri gibi görünür. Bir gün bir bayrağın, ertesi gün başka bir bayrağın altında aynı coşkuyla bağrışır durur. İçinde samimiyet yerine zamanlama vardır. Doğru anda doğru cümleyi kurmak, doğru kişiyi selamlamak, doğru toplantıya katılmak, doğru fotoğrafı çektirmek… Bunlar “Zübük”ün temel becerileridir. Kitapta bu beceriler öyle doğal bir üslupla anlatılır ki okur gülmekten başka bir şey yapamaz, fakat sonra bu gülüşler boğazında düğümlenir. Çünkü aslında güldüğü şey, komşunun, akrabanın, sokağın, işyerinin, ekranın, kürsünün, sosyal medya akışının ta kendisidir. “Zübük”ün en parlak özelliği, hiçbir şeye gerçekten inanmamasıdır. İnanç, onun için bir aksesuardır. Tıpkı bir kravat, bir rozet, bir slogan, göstermek istediğini göstermek için takındığı bir tavır gibi. Gerektiğinde takar takınır, gerektiğinde çıkarır atar. Bu yüzden hiçbir yenilgi onu yıkmaz. Çünkü yenilen şey o değildir, o sırada taşıdığı maskedir. Maske düşer, düşer ama yenisi de hep hazırdır. Onu yenilmez kılan da bu esnekliğidir. Toplum ise bu yenilmezliği çoğu zaman “zekâ” sanır. “Eli çabuk tırnakçı, adeta bir yankesici” diyemezler, demezler de “Ne kadar da uyanık”, “Zamanın adamı”, “Pragmatik” derler. Oysa “Zübük”ün yaptığı şey, ahlaki bir esneklik değil, ahlaki bir yokluktur. Ahlaksızlığın bile bir ilkesi vardır, fakat “Zübük”ün namus dairesi içinde haysiyetli bir ilkesi yoktur. Onun ilkesi, ilkesizliktir. 

Bugünün dünyasında bu yöntem, eski kılıklarını çıkarıp atmış yeni bir imajla ortaya yepyeni kılıklarla çıkmış bir yöntemdir. Eskiden bir parti binasından diğerine geçmek yeterliydi. Şimdi bir hashtag’den diğerine, bir trend topic’ten diğerine, bir canlı yayından diğerine geçmek yeterli. “Zübük”, mikrofonun karşısına geçer geçmez o anın en revaçta olan cümlesini kurar. Kalabalık alkışlarsa sesini yükseltir, kalabalık susarsa cümleyi yumuşatır. Tam bir toplum mühendisi. “Çalışıyorsa dokunma” diye uydurulmuş prensip onun için de geçerlidir. Zira en çok da onun işine gelir.  Günümüz “Zübük”leri içinse sosyal medya algoritmaları onların en sadık yardımcısıdır. Çünkü algoritma, tutarlılığı değil, etkileşimi sever. “Zübük” de etkileşimi sever. Gerçeklik ikinci planda, görünürlük birincidir. Bir fotoğraf, bir video, bir kısa cümle, bir öfke patlaması, biraz da gözyaşı… Hepsi bir araç... Amaç, her zaman aynıdır: Yerini korumak, yerini büyütmek, yerini kaybetmemek. Kara mizah da burada başlar. “Zübük”, kendi çıkarını toplumun çıkarı gibi sunarken o kadar inandırıcıdır ki toplum da buna inanmak ister. Çünkü inanmak, bazen düşünmekten daha az yorucudur. Velhasılı her şeyin her sektörde inançlar üzerine kurulması da bundandır. “Zübük”, halkın öfkesini alır, alır almasına ama onu kendi makamına merdiven yapar. Halkın umudunu alır, alması en kolay şey de bu olsa gerek, onu da kendi koltuğuna minder yapar. Halkın korkusunu da alır, alır onu kendi silahı yapar. Sonra halk, merdiveni, minderi ve silahı görüp alkışlar. Alkış bittikten sonra merdiven “Zübük”ün, minder “Zübük”ün, silah “Zübük”ün kalır. Halkın elinde ise sadece alkışın yankısı kalır. Bu sahne, kitaptaki birçok sahnenin biraz daha modern bir versiyonudur. Aziz Nesin, bunu o dönemde yazmıştı ama bugün de sahne aynı, sadece dekorlar değişmiş... Dekor değişince yöntem değişmiyor yine de sadece daha parlak, daha hızlı, daha gürültülü hale gelir. “Zübük”ün bir başka yeteneği, her türlü eleştiriyi kendine yarar hale getirmektir. Eleştirildiğinde “ben de sizin gibi düşünüyorum” der. Övüldüğünde “ben hep böyleydim” der. Yakalandığında “ben de kandırıldım” der. Kurtulduğunda “ben haklıydım” der. Bu döngü o kadar kusursuzdur ki, bir süre sonra kimse onun gerçekten ne düşündüğünü sormaz. Çünkü onun gerçekten bir şey düşünmediği açıktır. Düşünce, onun için bir yüktür. Yük taşımak istemez. Taşıdığı tek şey, anın rüzgârıdır. Rüzgâr yön değiştirince o da yön değiştirir. Bu........

© T24