menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anne Carson’a bir teşekkür borcum var

19 0
11.10.2026

Kuzenimin tiz bir sesi vardı. Ağladığı zaman herkes odadan kaçar ya da "Şunu ağlatmayın ya!" diye serzenişte bulunurdu. Biz de gülerdik. Aradan belki otuz beş yıl geçti. Şimdi bunu hatırlayınca gülemiyorum; çünkü Anne Carson’ın bir denemesi, teorinin gündelik hayata nasıl değdiğini bana sert bir şekilde göstermişti. Ona ilk teşekkür bu.

Anne Carson Kanadalı bir şair, çevirmen ve klasik filoloji uzmanı. Antik Yunan şiiri ve mitleri üzerine çalışıyor, Sappho’dan Euripides’e uzanan bir birikimi var. 2026 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Carson’ın kitaplarını tek bir türün içine yerleştirmek de doğrusu kolay değil. Şiir, deneme, çeviri, kişisel anlatı ve görsel malzeme aynı kitapta yan yana gelebiliyor. Bence şunu anlamak önemli: Carson’ın yazarken yaptığı şey, eski metinleri bugüne taşımakla sınırlı değil. Bir antik şiiri çevirirken kendi okuma sürecini de metne katıyor; kimi zaman bir sözcüğün anlamını araştırıyor, kimi zaman o sözcüğün açtığı başka bir hikâyeye geçiyor. Oxford University Press’ten çıkan Anne Carson: The Glass Essayist kitabında ilginç bir analiz vardı; Carson’ın akademik okuma yöntemlerini kullandığını, sonra da onları alışıldık akademik yazı biçiminin dışına taşıyarak hayatın içine fırlattığını anlatıyordu. Carson’da düşünce ile kişisel deneyim birbirinden ayrı değil. Okurken, bir kavramın izini sürerken yazarın o kavramla kurduğu kanlı canlı ilişkiyi de görüyoruz.

Sesin Cinsiyeti denemesinde Carson, kadının çıkardığı tiz seslerin, çığlıkların ve ağlamaların antik dünyadan beri nasıl bir histeri ve edebe davet edilmesi gereken bir delilik olarak kurgulandığını anlatır. Kurulan bu ataerkil düzende kadının sesi ya tamamen susturulmalı ya da mantıksız bir gürültüye indirgenmelidir.

Dönelim yine........

© T24