menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Orada bir şey yok

12 0
21.04.2026

“Dünya bölünmüş gibi durmuyor. Tek, kırılgan bir vahaya benzeyen Dünya sonsuz bir karanlıkla çevrili”

 

Artemis 2 Misyonunda astronot Victor Glover

  

“Sadece yıkım söz konusu edildiğinde bütün ihtiraslar rahatça birleşiyor”

Jules Verne

Sinema tarihinin ilk filmlerinden birisi, 1902’de Georges Mélies’in “Aya Seyahati” olmuştu. İnsan hayal gücünün gitmek istediği uydulardan birisi olarak bu yer karanlık bir yer olarak düşünülmemişti. Ne de Jules Verne’in 1865 yılında iç savaş sonrasında yazdığı, doksan yedi saat ve yirmi dakika süren Aya Seyahati. 1969 yılı ise herkesin dünyadan Türkiye’de radyolardan ve Batı ülkelerinde televizyonlardan izlediği bir olaydı. 1968’de Arthur C. Clarke’ın romanından Stanley Kubrick’in filme aldığı “2001 Odysseus” filmi de bunu bize başka bir açıdan göstermekteydi. Bugüne ışık tutmuş olduğunu söyleyebiliriz. Tuhaf ve gizemli bir siyah monolit ile insanlar arası ilişkiler birden makina ve insan ilişkilerine doğru dönüşmekteydi bu filmde. Sonsuzun da sonuna doğru, yani “mutlak sonsuza” doğru Jupiter’e yolculuk içindeki filmde uzay mekiğinde yer alan “sezgisel şekilde programlanmış algoritmalı bilgisayar Hal 9000” adlı analitik araştırma beyni olan yapay zekâ, emir aldığı ve kodlandığı yerdeki insanlardan bağımsızlaşarak, insanlara karşı hakimiyeti ele geçirmekteydi. Filmin müziği olan Johann Strauss’un “Güzel Mavi Danub” adlı parçası Cennet’i düşündürtmekteydi.

Bunlar, Philippe K. Dick’in romanlarından biri olan ve 1982’de Ridley Scott’un filme çektiği “Blade Runner” filminde de konu edilmekteydi. Androidlerin insanlar ile ilişkisi, tekno-logosun insan logosu ile ilişkisinde belirlenmekteydi. Bugün bu kadar yıl sonra benzer bir yere gelmeye başladık. Bazı hayalgücüne ait olan ve olmayacakmış gibi olan şeyleri gerçek ile yaşamaya başladık. Ve ardından makinaların ruhu ve duyguları var mıdır? sorusu da geldi. İnsanlar ile makinalar birbirlerine âşık olabilirler mi? Son “Blade Runner” filmi de bu soruyu sormaktaydı ve daha niceleri. Ayrıca, bugün Arter Müzesi’nin koleksiyonunda bulunan Seza Paker’in 2012 yılında yaptığı serginin adı “Huzur Denizi”idi. Bu isim, Amerikalı astronotların aya ayak bastıkları yere gönderme yapmaktaydı ve Kapadokya’daki bir mağaranın karanlık girişiyle eşleştirilmişti. Aklıma hemen bunlar gelmekte.

Elon Musk’ın “Kırmızı Gezegen Mars” tutkusu ve geçenlerde Amerikalı astronotların Aya yolculukları, Jules Verne’in “Aya Seyahati” veya Ten Ten’in “Aya Seyahati” gibi değildi. Gerçek olarak bize ayın karanlık yüzünde yapılan keşif seyahatini göstermekteydi. Bu keşif oldukça ilginç bir şekilde sonuçlandı. Astronotlardan birisi şöyle seslendi: “Orada Hiçbir Şey Yok”. Ay fantasmasının ardında yatan onca hayal bir anda belki de bir çoklarımız için silindi ve başka bir soru geldi akıllara. Bu soru hem teolojik hem de gerçek bir varlıkbilim ile alakalı soru olarak durmakta: “Eğer dünya ışık dolu, capcanlı, yemyeşil ve de envaı çeşit sebze ve meyve ve çiçekler ve canlılarla dolu ise o zaman Kutsal Kitap’ta bahsedilen Cennet’in kendisi bu dünyada değil de nerededir? Başka gezegenler ve uydularda aramanın alemi ne olabilir?"  

Biz ne gibi uğraşlar peşindeyiz, o halde bu Cennet’in olduğu güneşin bir uydusunda, dünyamızda? Kandırmacalar, yalan haberler, savaşlar, ölümler, soykırımlar, birbirinden daha şiddetli silahlar ile topyekûn savaşa giren bir dünya modernliği içinde en tehlikeli çağlara girmeye başlayan dünyamızın, sanayi ve sermayenin aç gözlülüğüyle, madenleri ve kıymetli maddeleri arayarak ve bugün de ender toprakların peşinde olarak büyüyen tahribatı. Bunlar bize ne verebilir ki? Umutsuzluk ve karamsarlık içinde kalan insanlarımızı en kuvvetli duygularından birisi olan “umudu” kırmakta değil midir? Gelecek uzun mu sürecektir yoksa daha mı kısadır günümüzde yaşananlarla birlikte? Kim neyi belirleyecektir? Belki de “biz."

Doğru olan en azından bir şey var ki, o da zor şeyler yaratarak, dünyamızın cennet gibi ışıklı ve aydınlanmış halini karartmak isteyen ve bu kararmanın da daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesi için teorik yazılar yazan Yeni Reaksiyonerlerin “Karanlık Aydınlanmadan” söz etmeleri kadar, ileriye doğru hızlanmak yerine bizi geriye götüren ve borsalarda gezinen “re-aksiyonerler” kadar Cennet’i yok etmeyi çalışanlara karşı temkinli ve mücadeleci olmak gelecek düşüncesini ışıklandıracaktır.

Amerikalı astronotun bize verdiği mesaj o kadar önemli ki farkındalık yaratmak hepimizin borcudur. Ekosistemi ve iklim krizini bir kenara, paranteze alıp da unutamayız. Cennet hâlâ bizim ayaklarımızın altında. Kant’ı hatırlatırsak “Üzerimde gökyüzündeki yıldızlar ve içimde ahlak yasası." 


© T24