menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir köpek, bir fotoğraf ve içimizdeki öfke

8 0
11.10.2026

Hadsizliğin de bir sınırı olmalı. 

Ne zamandan beri başkalarının evine, dostluklarına, inancına, yaşam biçimine, hatta hangi canlıyı kucağına alacağına kadar müdahale etmek bu kadar sıradanlaştı? 

Üstelik bunu çoğu zaman ahlak, inanç, gelenek ya da toplumsal duyarlılık adına yapıyorlar. 

Oysa ahlak, başkasının hayatını denetleme yetkisi değildir. İnanç, bir başkasının vicdanı üzerinde hüküm kurma hakkı vermez. Eleştirmek başka, insanın hayatına hoyratça saldırmak başka. 

Geçen hafta yaşadığım küçük bir olay, ne kadar büyük bir tahammül sorunumuz olduğunu yeniden gösterdi. 

Amedspor Kulüp Başkanı Nahit Eren ve Yönetim Kurulu Üyesi Narin Nadirov evime ziyarete geldiler. İkisi de dostum. Oturduk, Diyarbakır’ı, Amedspor’u, futbolu, geleceği konuştuk. Birkaç hatıra fotoğrafı çekildi. 

Fotoğrafların hepsinde evdeki en yaşlı köpeğim kucağımdaydı.

Nahit Eren (en solda)- Ahmet Güneştekin (ortadaki) - Narin Nadirov 

Çünkü yanımda olmayı seviyor. Kucağımı güvenli buluyor. Beni ailesi olarak görüyor. Ben de onu ailemin bir parçası olarak görüyorum. 

Narin Hanım’ın sosyal medyada paylaştığı fotoğraflar bir gazeteci dostumuz tarafından haberleştirildi. Ardından köpeğimden dostlarıma, inancımdan yaşam biçimime, sanat hayatıma kadar uzanan bir hüküm verme yarışı başladı.

Bir fotoğraftan bu kadar öfke çıkarabilmek gerçekten düşündürücü. 

Çünkü burada tartışılması gereken benim kucağımdaki köpek değil, başkalarının hayatına bu kadar kolay saldırabilen insanların içlerinde büyüttükleri öfke. 

Bir köpeğin sevgisini bilmek 

Hayvanlar aleminde ona köpek denir. Ama evinizin eşiğinden içeri girip hayatınıza karıştığı gün ona bir isim verirsiniz. 

O artık Modi’dir, Rodi’dir, Stella’dır, Reşo’dur. 

Kedilerim de var: Mem ve Zin. 

Her birinin ayrı karakteri, huyu, sevinci ve korkusu vardır. Hastalandığımda ya da üzüldüğümde başımdan ayrılmazlar. 

Bir köpekle yaşayan herkes bilir. Evden beş dakikalığına çıkın, arkanızdan üzülür. Döndüğünüzde sanki günlerdir sizi görmemiş gibi sevinir. 

Makamınızla ilgilenmezler. Paranızı bilmezler. Ününüzden haberleri yoktur. 

Sizi olduğunuz gibi severler. 

Kimsenin köpek sevmesi gerekmiyor. Ama sevmemek başka, nefret etmek başka. 

Bugün köpekler deprem enkazlarında insanları buluyor, görmeyen insanların gözü oluyor, kayıpların izini sürüyor. 

Bazen enkazın başında bekleyen bir insanı düşünüyorum. 

Belki hayatında bir köpeğe hiç dokunmamış. Belki çocukluğundan beri ondan uzak durması öğretilmiş. Haram diye bilmiş, korkmuş, hatta tiksinmiş. 

Ama şimdi enkazın altında annesi, babası, çocuğu ya da kardeşi var. 

Saatler geçiyor. 

Ses yok. 

Sonra bir arama kurtarma köpeği geliyor. 

O insan, hayatı boyunca uzak durduğu hayvanın burnuna bakıyor bu kez. Attığı her adıma, durduğu her noktaya, verdiği en küçük işarete. 

Çünkü o burun artık onun için bir köpeğin burnu değil. 

Umudun kendisi. 

Köpek bir noktada durup işaret verdiğinde bütün dünya o birkaç metrekareye sığıyor. 

Ve sevdiği insan oradan sağ çıkıyor. 

Hep merak ederim: O insan sevdiğine yeniden sarıldıktan sonra, kendisine o yolu gösteren köpeğe baktığında ne hisseder? 

Yıllarca öğrendiği korku, tiksinti, önyargı o birkaç saniyede nereye gider? 

Beddua etmeyi sevmem. Kendime de yakıştırmam. Hayvanlara karşı nefret taşıyanların bir gün sevdiklerini kurtarmak için küçümsedikleri bir köpeğin burnuna umutla bakmak zorunda kalmamalarını dilerim. 

Çünkü bazen size merhameti öğreten bir insan değildir. 

Daha önce dokunmaya bile çekindiğiniz bir köpektir. 

Köpek haram, peki kul hakkı? 

Kürt toplumunda Şafii mezhebine mensup geniş bir kesim var. Ben de bu kültürün içinde büyüdüm. 

Köpeğe ilişkin dini yorumları çocukluğumdan beri duyarım. Ama yıllardır anlamakta güçlük çektiğim bir çelişki var. 

Kur’an’da köpeğin varlığını haram ilan eden bir ayet yoktur. Kehf suresinde Ashab-ı Kehf’in yanındaki köpek anlatılır. Maide suresinde eğitilmiş av hayvanlarına ilişkin hükümler yer alır. 

Hatta domuzla ilgili açık yasakta bile söz konusu olan, hayvanın varlığı değil, etinin yenmesidir. 

Elbette mezheplerin temizlik ve ibadetle ilgili farklı hükümleri vardır. Herkesin inancına saygı duyarım. Ama dini bir temizlik hükmünü bir canlıya duyulan nefretin gerekçesi haline getirmeyi kabul edemem. 

Bir insan düşünün. 

Oturmuş birasını yudumluyor. Sonra köpeğinizi göstererek, “Şu köpeği uzaklaştır, biz Şafiiyiz, köpek haram” diyor. 

Şaşırıp kalıyorsunuz. 

İçki içiyor ama köpek haram. 

Başkasının hakkını yiyor ama köpek haram. 

İnsanların emeğini sömürüyor ama köpek haram. 

Sanki bütün ahlak anlayışı bir köpeğin varlığına indirgenmiş. 

Burada eleştirdiğim Şafiilik değil. Benim itirazım, kendi hayatındaki yanlışlarla yüzleşmeden başkasının hayatına dini hükümlerle müdahale eden anlayışa. 

Din yalnızca neye dokunduğunuzla ilgili değildir. 

Kimin hakkına dokunduğunuzla da ilgilidir. 

Bir köpeğin tüyünden sakınırken bir insanın hakkını yemekten sakınmıyorsanız, dönüp kendi vicdanınızı sorgulamanız gerekir. 

Makamlar geçer, dostluk kalır 

Bir başka eleştiri ise Amedspor Kulüp Başkanı’nın temsil ettiği makamın ciddiyeti üzerineydi. 

Sanki bir kulüp başkanının........

© T24