menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şaşkınlık mı?

17 0
21.01.2026

Diğer

21 Ocak 2026

Uzun yıllar gazetecilik yapmış olan bir arkadaşıma “Nasılsın?” sorusunu sordum, “Şaşkınım.” yanıtını verdi, bunun üzerine ben şaşırdım. Çünkü yıllardır bu sürecin kartopu gibi birikmesini bekliyorduk ve dünyada yönetim şeklinin nasıl evrileceğini tasarlamak gerekir diyordum. Elbette dünyaya düzen vermek gibi bir hayalim yok ama ana sorunları ortaya koyup onlara çözüm aramak gerekir.

Bir paragrafla D. Trump’a ve Amerika’ya dönecek olursam, FT’den şu alıntıyı yaparım: Amerikalı olanlar ve olmayanlar, onyıllar boyunca Washington’dan kaynaklanan çifte standart ve liberal hipokrasiyi, iki yüzlülüğü tükettiler.

Joe Biden’ın Putin’in Ukrayna saldırısının arifesinde Soğuk Savaş’ı yeniden canlandırma girişimi bu yüzden başarısız oldu. Bunun yerine Hindistan’ın Rus petrolü alımını artırmasına yol açtı. Güney Afrika Cumhuriyeti, antiemperyalist mücadelesinde Rusya’ya yaklaştı. Trump’ın ikinci dönem başkanlığı ikiyüzlülüğü bitirdi, ABD dış politikasında yeni bir vahşet ve gerçeklik getirdi. Artık ölçülü siyaset beyanları, vitrin süslemeleri yok.

Şaşkınlık demek, gerçeği yüzlememek demek, kendi kendimizi kandırmak demek. Uluslararası siyasette karşılıklı sempati yok. İngiliz diplomasisi onlarca yıl lafı dolandırıp birçok ülke yöneticisini oyaladı. Çin’le İngiltere arasında diplomatik ilişkilerin nasıl başladığı, “Orta Krallık İmparatoru”nun, üzerinde güneş batmayan imparatorluğun temsilcisini nasıl hediyeleriyle birlikte geri çevirdiği, diplomatik ilişkileri başlatmak üzere gelen soylunun nasıl imparatorun huzuruna “eğilerek” girmeye razı edildiği tarih kitaplarında hikâye edilir.

Gelelim bu yeni dönemin ülkemize ne getirdiğine. Şu anda Türkiye, NATO ülkesi olarak Avrupa Birliği’nin kapısında beklemektedir. Bu sürecin devam etmesinin nedeni, projenin gereken kapsamda, derinlikte ele alınmamasıdır. AB projesi Avrupa için hem bir barış hem de kültürel birlik projesidir. Kültürel birlik ayağı iki destek üzerinde durmaktadır: hukuk–hesap verme, insan–kültür–inanç. AB’nin kuruluşunda Almanya ile Fransa arasında maden odaklı ekonomik çıkar çatışması ve 16–18. yüzyıllar arasını işgal eden dinler savaşı milyonlarca cana mal oldu. Bugünün değerleriyle geriye baktığımızda, değdi mi? Din bir manevi değer, kişisel. Neden bir başka insan bireysel farklılık uğruna canını yitirsin? Bugünün dünyasında yok artık böyle şeyler.

Protestan reform hareketiyle 1517’de başlayan ve Katolik–Protestan kiliseleri ile onların arkasındaki Avrupa aileleri, hanedanları arasında süren savaşlar, 1648 yılında Westphalia Antlaşması’yla sona ermiştir.

Bu ülkelerde bulunan şirketlerin gelişmesi, ekonomilerin, ulusal nüfusların büyümesi, İskoçya’da Adam Smith’in 1759’da Theory of Moral Sentiments ve 1776’da Wealth of Nations adlı çalışmalarını yayımlaması ile ülkelerin nispi olarak daha ucuza ürettikleri malları ihraç etmelerinin üreticilere daha fazla kazanç sağlayacağını göstermesiyle uluslararası ticaret başlamıştır. Ülkeler kendi nüfuslarını korumak için önceleri gümrük ve kota engellerini uygulamışlar, ancak bunun olsa olsa ulusların tüketim, yaşama maliyetlerini yükselttiğini fark ederek serbest ticarete yönelmişlerdir.

Bu tespit, 1951’de daha sonra AB’ye yönelecek olan Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’nin, 1957’de ise Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun meydana gelmesine yol açmıştır. Bu başlangıç yeterli olmamış ve sonunda günümüzün Avrupa Birliği ile olgunluk aşamasına ulaşmıştır. Yol boyunca AB endüstrisinin verimlilik........

© T24