menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mikdat Kadıoğlu'ndan "komplo" tokatları!

13 0
05.04.2026

YAĞMUR HIRSIZLIĞI MI, BİLİM HIRSIZLIĞI MI?

İddialara Soru-Cevap Formatında Bilimsel Yanıtlar

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

Meteoroloji Mühendisi ve Afet Yönetimi Uzmanı

S: Bulut tohumlama gerçek bir teknoloji mi?

C: Evet, gerçektir. 1946'dan beri bilinir; gümüş iyodür veya kuru buz kullanılarak bulutlardaki yağış miktarı sınırlı ölçüde artırılabilir. İsrail, BAE ve Çin dahil 50'den fazla ülke bu yöntemi denemiştir. Makalede atıf yapılan Dennis (1980), Rogers (1979) gibi kaynaklar da gerçek bilimsel yayınlardır. Ancak bulut tohumlama deneysel bir yöntemdir: deneylerin büyük çoğunluğu tekrarlanamamış, kontrollü koşullar sağlanamamış ve sonuçlar spekülatif kalmıştır. En iyimser sonuçlarla bile yağış artışı %5-15 civarındadır; İsrail'in son büyük deneyi (Israel-4, 2020) sıfır etki göstermiş ve operasyonel tohumlama durdurulmuştur. Bulut tohumlama kuraklığa asla bir çare değildir.

S: İsrail ve Dubai gerçekten Türkiye'nin yağmurunu çalabilir mi?

C: Hayır, bu fiziksel olarak imkansızdır. Bulut tohumlama yoktan bulut yaratamaz, başka ülkeye gidecek bulutu boşaltamaz ve yönünü değiştiremez. Etkisi birkaç on kilometreyle sınırlıdır. Türkiye'ye yağış getiren Atlantik ve Akdeniz kaynaklı hava kütleleri yüzlerce-binlerce km genişliğindedir ve batıdan gelir. İsrail güneydoğuda, Dubai binlerce km güneydedir; Türkiye'ye gelen nemli hava bu ülkeler üzerinden zaten geçmez. Bir fili sivrisinek sokmasıyla durdurmaya çalışmak gibidir. İlginçtir, İran bile aynı komployu Türkiye'ye yöneltmiş, İran Meteoroloji Kurumu ise iddiaları yalanlamıştır.

S: "Hava kilidi", "gökyüzündeki prangalar" gibi kavramlar gerçek mi?

C: Hayır, atmosfer bilimlerinde böyle kavramlar yoktur. Bunlar tamamen yazarın icadıdır. Hava kütlelerinin hareketi ülkelerin koyduğu "kilitlerle" engellenemez. Atmosfer sınır tanımaz, rüzgar pasaport sormaz. Edebiyat olarak etkileyici olabilir ama bilimsel değeri sıfırdır. Meteoroloji biliminde hava kütlelerinin hareketini belirleyen basınç gradyanı kuvveti, Coriolis etkisi ve sürtünme gibi fiziksel yasalar vardır; hiçbir ülkenin "kilidi" bu yasaları değiştiremez.

S: Savaş başladıktan sonra Türkiye'ye yağmur gelmesi tesadüf mü?

C: Evet, tesadüftür. İki olayın aynı zamanda yaşanması, birinin diğerine neden olduğunu göstermez. Bu, mantık bilimindeki en klasik hatadır: "post hoc ergo propter hoc" (sonra oldu, öyleyse bu yüzden oldu). Aynı mantıkla "Milli Takım kazandığında yağmur yağıyor, futbol yağmur getiriyor" da denilebilir. Türkiye'nin yağış rejimini NAO, Arktik Salınım, jet akımı, El Nino/La Nina ve deniz yüzey sıcaklıkları belirler; füzeler değil. Üstelik 2025 su yılı yağışları son 52 yılın en düşüğüne inmiştir. Savaş yağmur kurtardıysa bu nasıl açıklanır?

S: Gökyüzündeki uçak izleri bir hava modifikasyonu operasyonu mu?

C: Hayır, kesinlikle değildir. Uçak izleri (contrails), motor egzozunun yüksek irtifadaki soğuk havayla karşılaşmasıyla oluşan doğal yoğuşma izleridir. Kısa ömürlü izler nemin düşük olduğu koşullarda oluşur ve dakikalar içinde kaybolur. Uzun ömürlü izler nemin yüksek olduğu koşullarda saatlerce kalır ve ince bulut tabakasına dönüşebilir. Bu tamamen doğal bir fiziksel süreçtir; soğuk havada ağızdan çıkan buharla aynı prensiptir. Bir izin uzun kalması "kimyasal madde saçıldığı" anlamına gelmez. Bulutların rengine, şekline veya uçak izinin süresine bakarak bilimsel sonuç çıkarmak, bulut şekillerine bakıp hayvan görmek kadar subjektif ve bilim dışıdır. Uçak izlerine bakarak hava modifikasyonu yapılıp yapılmadığını anlamak mümkün değildir.

S: Askeri hava modifikasyonu çalışmaları gerçekten var mı?

C: Evet, askeri araştırmalar mevcuttur. ABD, Vietnam'da "Operation Popeye" programını yürütmüştür; Soğuk Savaş döneminde atmosferik silahlar araştırılmıştır. Ancak şunu kavramak gerekir: askeri amaçla her teknoloji silah olarak kullanılabilir. Elektrik, internet, GPS, hatta gübre bile askeri amaçla kullanılmıştır. Her elektrik direğine bakıp "askeri operasyon" demiyorsak, her uçak izine bakıp "yağmur çalıyorlar" dememiz de anlamsızdır. Bu tür operasyonların tespiti özel radar verileri, uydu analizleri ve kimyasal ölçümler gerektirir; başınızı kaldırıp gökyüzüne bakmakla anlaşılmaz. ENMOD Sözleşmesi (1978) bu tür askeri kullanımları uluslararası hukukla yasaklamıştır.

S: Makalede atıf yapılan bilimsel kaynaklar yazarın iddialarını destekliyor mu?

C: Hayır, kaynaklar bağlamından koparılarak çarpıtılmıştır. Dennis (1980) ve Rogers (1979) bulut mikrofiziğini anlatır, "komşu ülke yağmur çalabilir" demez. DeFelice (2013)'ün "hedef dışı etki"si birkaç on km'lik yerel bir taşma etkisidir, binlerce km ötesini kapsamaz. Yang H. Ku (2021) "gerçekten işe yarıyor mu?" diye sorar, cevap tartışmalıdır. "Kuraklığa çare mi?" başlığı kullanılır ve cevabı şüphelidir. Yazar, bu eserleri okuyucuda "bilimsel kaynak var, demek ki doğru" izlenimi yaratmak için kullanmaktadır. Bu, Einstein'ın formülüyle düz dünya kanıtlamaya benzer: kaynak gerçek, çıkarım tamamen uydurma.

S: Bu yazı neden bir komplo teorisidir?

C: Klasik komplo teorisi kalıplarının tamamını taşır: (1) Karmaşık olayı tek nedene bağlar: düzinelerce atmosferik faktör varken "İsrail çalıyordu" der. (2) Korelasyonu nedensellik sayar: "savaş başladı, yağmur geldi" mantık hatasıdır. (3) Bilimsel referansları kalkan yapar: gerçek makalelere atıf yapıp söylenmeyen şeyleri söylenmiş gibi gösterir. (4) Duygusal dille eleştirel düşünceyi bastırır: "çalınan yağmurumuz evine dönüyor" gibi ifadeler analiz değil öfke tetikler. (5) "Komplo değil, hakikat" diyerek kendini sorgulanamaz kılar. Gerçek komplo teorileri kendini asla komplo olarak tanıtmaz; aksine "cesaret" ve "hakikat" söylemiyle eleştirel düşünceyi susturmaya çalışır.

S: Türkiye'nin yağış sorununun gerçek nedeni ne?

C: Tek bir sorumlu aramak yanıltıcıdır. Bilim insanlarının işaret ettiği gerçek nedenler: iklim değişikliği ve Akdeniz kuşağının kuraklaşması, Kuzey Atlantik Salınımı (NAO) gibi büyük ölçekli atmosferik döngülerin basınç sistemlerini değiştirmesi, artan buharlaşma ve azalan kar örtüsü nedeniyle su döngüsünün bozulması, yerel orman tahribatı ve kentleşme nedeniyle doğal nem döngüsünün zayıflamasıdır. Bu dev ölçekli mekanizmalar, küçük bir bölgesel tohumlama operasyonuyla karşılaştırılamaz. IPCC raporları, Akdeniz havzasının küresel ısınmadan en çok etkilenen bölgelerden biri olduğunu ve kuraklık eğiliminin artarak devam edeceğini ortaya koymaktadır. Türkiye'nin yıllık ortalama sıcaklığı son 50 yılda yaklaşık 1,5°C artmış, bu da buharlaşmayı hızlandırarak su dengesini e rejimini bozmuştur.

S: Sosyal medyada bu tür iddiaları gördüğümüzde nasıl değerlendirmeliyiz?

C: Birkaç basit soru sormak yeterlidir: (1) Atıf yapılan kaynak gerçekten yazarın iddia ettiği şeyi mi söylüyor? Kaynak adı vermek yetmez, içeriğinin doğru aktarılması gerekir. (2) Karmaşık bir olay tek bir nedene mi bağlanıyor? Gerçek dünyada hava olayları düzinelerce faktörün etkileşimiyle oluşur. (3) "Sonra oldu, bu yüzden oldu" mantığı mı kullanılıyor? İki olayın aynı zamana denk gelmesi neden-sonuç ilişkisi değildir. (4) Duygusal dil mi yoksa kanıta dayalı analiz mi kullanılıyor? "Çalınan bereket", "gökyüzündeki hırsızlar" gibi ifadeler bilimsel değil, propagandistik dildir. Sosyal medyada karşılaştığınız her iddialı yazıyı MGM, WMO veya üniversitelerin meteoroloji bölümlerinden teyit edebilirsiniz.

S: Peki halk ne yapmalı, neye inanmalı?

C: Kuraklık gerçek ve ciddi bir sorundur; endişeler haklıdır. Ancak sorumluluğu "füze atan komşulara" yüklemek, gerçek çözümlerin önünü kapatır. İklim değişikliğiyle mücadele, su tasarrufu politikaları, yağmur hasadı, baraj yönetimi ve kuraklık eylem planları gibi somut adımlar yerine "gökyüzündeki hırsızlar" peşinde koşmak bizi çözümden uzaklaştırır. Kurumlarımızın kendi önerisi de "füze atalım" değil, "suyumuzu verimli kullanalım"dır. Gökyüzündeki düşman yoktur; atmosferin gerçek hastalığı iklim krizidir.

Bilimsel makalelere atıf yapmak, söylediğiniz her şeyi bilimsel yapmaz. Gerçek bilim popüler komplodan her zaman daha sıkıcıdır ama her zaman daha doğrudur. Bir dahaki kuraklıkta "füzeler mi kurtardı?" diye değil, "biz ne yaptık?" diye soralım. Yağmur hırsızlığı yok ama su israfı var. Gerçek bereket akılcı yönetimdedir.


© SuperHaber