menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ehl-i Sünnet ve Şia arasındaki büyük kırılma

29 0
08.03.2026

W. Montgomery Watt, Gazâli’nin yaşadığı döneme etkilerini ve Müslüman toplumun gerilimlerini azaltmak için çabalarını kapsamlı bir şekilde ele aldığı ‘Müslüman Aydın-Gazâli Hakkında Bir Araştırma’ kitabında Sünni gelenek ile Şia geleneğinin topluma yönelik bakış açılarında çok önemli bir kırılmaya işaret eder (Ankara Okulu, 2017). Ehl-i Sünnet geleneği herkesin kendisine karşı sorumlu olduğu toplumu merkeze alarak karizmatik toplumu öne çıkartırken Şia geleneği karizmatik lidere vurguda bulunur. Mutezile ve Şia geleneği karizmatik lideri öne çıkartırken aslında Ehl-i Sünnet toplumunda toplumsal yapının asıl belkemiğini oluşturan İslam hukuk bilginleri fukahânın güçlerini de zayıflatmayı hedefler (sh. 97).

Ehl-i Sünnet geleneğinde toplumsal yapı kabaca yönetici tabaka, fukahâ ve halktan oluşmaktadır. Kur’ân ve Sünnet ana bilgi kaynağını oluştururken fukahâ icma ve kıyas ile toplumsal hayatın akışkanlığını sağlama ve sürdürmeden sorumludur. Watt’ın da vurguladığı gibi, ‘…Sünni İslâm’ın klasik şeklinde, hükümdar, fikri esas üzerinde asla kontrole sahip değildi; hatta o, tam anlamıyla kanun yapamazdı; zira mümkün bütün kanunlar, prensip itibariyle Kur’ân ve Hadislerin içerisinde vardı ve aydınlar yani fukahâ bunların koruyucularıydı.’ (sh.97). Dolayısıyla, yönetim erki yöneticiler ve fukahâ arasında paylaşılmakta, toplumsal yozlaşmalar ağırlıklı olarak fuhakânın yozlaşması ile ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle Gazali toplumdaki yozlaşmalardan ağırlıklı olarak bu kesimi sorumlu tutarak ağır eleştirilere maruz bırakmıştır (sh.101).

Şia geleneğinde liderin karizmatikliği İmamın masumiyetinden ve Watt’ın da vurguladığı gibi zâhirde olanların gizli anlamlarına (Bâtın) vakıf olmasından kaynaklanmaktadır: ‘…Otoriter öğretim doktrini, kendisinin tamamlayıcısı olarak “gizli anlam” (bâtın) kavramına sahipti. Buna göre, Kur’ân’daki (ve Hadislerdeki ve dini müesseselerdeki) her şeyin, belli veya açık (zâhir) anlamına zorunlu bir benzeyiş taşımayan ve ancak imamdan öğrenilebilen bir gizli anlamı vardı…’(sh.96). Hal böyle olunca fukahâ toplumsal işlevini ve dolayısıyla statüsünü kaybetmek zorundadır. Dahası, masum olduğu için eylemlerinin sonuçlarından sorumlu olmayan bir yönetici yapısı oluşmaktadır. Dolayısıyla, toplumsal hayatın tamamı bu şekilde tanımlanmış yöneticiden kaynaklanır: ‘…Hatta İsmâililikte bu son sınırlama bile kaldırılmıştır. Kabul edilmekte olan bir belgeler külliyatı mevcut olduğu halde, hükümdar üzerinde bir kontrol olarak tesiri, gizli anlam kavramıyla yok edildi. Böylece, Haşşaşilerin İsmaililiği, bütün varlığın Yenieflatuncu Bir’den südur ettiği gibi, hemen hemen aynı tarzda, kendisinde toplumun bütün hayatının hükümdardan kaynaklandığı tam bir istibdadı temsil eder.’(sh.97-98)

Watt kitapta İbn-i Sina ve Gazali’nin İsmâililiğin bu yaklaşımına karşı Ehl-i Sünnetin karizmatik toplum yapısını destekleyen düşünsel te’liflere ağırlık verirken Fârâbi’nin siyaset felsefesinin Şia yaklaşımına düşünsel bir temel sağlamaya daha elverişli olduğunu vurgulamaktadır: ‘Bundan başka, Fârâbi’nin siyasi felsefesinin çoğu, kendisi bir Şii olmadığı halde, Şiiliği ve aslında Fâtımi politikaları savunmak........

© SuperHaber