Osmanlı Devlet Aklı Günümüz Küresel Düzenini Şekillendiriyor
Haziran ayında Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan dörtlüsü arasında tarihi Hicaz Demiryolu’nun yeniden ve modern biçimiyle inşasına ilişkin anlaşmalar yapılarak projenin resmileştirilmesi, başta bölge ülkeleri olmak üzere bütün İslam dünyasında büyük bir heyecan yarattı. Bu yolun 126 yıl sonra yeniden ihya edilmesi, ümmet bilincine dayalı ortak tarihi hafızanın canlanmasını tetikledi.
Bunun yanı sıra, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırısı sonucu Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve Kızıldeniz-Süveyş Kanalı rotasının güvensiz hale gelmesiyle dünyada güvenilir ve düşük maliyetli güzergah arayışları yükseldi. Bu arayışlara çare olarak Osmanlı Devleti’nin iki büyük demiryolu projesi gündeme geldi.
Tarihi “Hamidiye Hicaz Demiryolu”nun mirasçısı olarak Türkiye-Suriye-Ürdün-Suudi Arabistan ortaklığında inşa edilecek olan “Modern Hicaz Demiryolu” ile “İstanbul-Bağdat-Basra Demiryolu”nun mirasçısı olarak Türkiye-Irak-Katar–BAE ortaklığı tarafından hayata geçirilen “Kalkınma Yolu”, yeni küresel taşımacılık güzergahları olarak öne çıktı. Riskli deniz taşımacılığına alternatif olarak Anadolu coğrafyası üzerinden Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan bu iki güzergah, Osmanlı Devleti’nin stratejik aklının işleyişini ve çözüm-proje üretme yeteneğini bir kez daha ortaya koydu.
Tarihi İki Yol: Hamidiye Hicaz ve İstanbul-Bağdat-Basra Demiryolları
Günümüz küresel lojistik hatlarına ilham kaynağı olan bu iki lojistik yol, Hamidiye Hicaz Demiryolu ve İstanbul-Bağdat-Basra Demiryolu, II. Abdülhamid Han tarafından projelendirilmiş ve hayata geçirilmek üzere harekete geçilmiş tarihi hatlardı.
Hamidiye Hicaz Demiryolu: Şam ile Medine arasında inşa edilen, Mekke ve Yemen’e de uzatılması tasarlanan bir projeydi. Bu hat esas olarak Sultan II. Abdülhamid tarafından Hac yolunu kolaylaştırmak (develerle 40-50 gün süren Şam-Medine yolculuğunu 3-5 güne indirmek) ve Müslüman halklar nezdinde hilafete olan bağlılığı güçlendirmek için hayata geçirilmişti. 1900-1908 yılları arasında inşa edilen Hicaz Demiryolu, İslam dünyasının ortak projesi olarak benimsendi; yabancı sermaye kullanılmadan, büyük ölçüde Osmanlı kaynakları ve Müslümanların bağışlarıyla finanse edildi. Finansman boyutundaki hassasiyet, projenin manevi değerini göstermekteydi.
Projenin stratejik hedefi; Arap vilayetlerinin merkezle bağlarını güçlendirmek, Süveyş Kanalı'ndaki İngiliz hegemonyasını kırmak, Arap topraklarının İngilizler eliyle işgaline ve aşiretlerin muhtemel isyanlarına karşı hızlı bir askeri sevkiyat sağlamaktı. Alman mühendisliği ile yapılan bu yolun Şam’dan Medine’ye kadar olan kısmı 1 Eylül 1908’de tamamlanarak hizmete açıldı. Ancak I. Dünya Savaşı’nda İngiltere’nin kışkırttığı bazı kabilelerin saldırılarıyla yol tahrip edildi ve 1920’lerde fiilen kapandı.
İstanbul-Bağdat-Basra Demiryolu: Haydarpaşa’dan başlayarak İstanbul’u Konya üzerinden Bağdat’a ve oradan Basra Körfezi’ne bağlamayı hedefleyen bir güzergahtı. Osmanlı Devleti ve İngiltere ile rekabet içinde olan Almanya’nın birlikte projelendirdiği Berlin’e uzanan bu hattın gerçekleşmesiyle, İngiliz kontrolündeki deniz yollarına ve Süveyş'e........
