İsrail’in Türkiye Planı, Doğrudan Savaş Değil, Vekil Cephe
Bugün Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Kıbrıs çevresinde ve Yunanistan hattında yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız okumak büyük hata olur.
Çünkü bölgede görünen tablo sadece diplomatik gerilimlerden, askeri tatbikatlardan, üs anlaşmalarından ya da savunma iş birliklerinden ibaret değildir.
Asıl mesele şudur: Türkiye’nin yükselişi durdurulmak isteniyor.
Savunma sanayiinde bağımsızlaşan, Suriye’de oyun bozan, Libya’da denklem değiştiren, Karabağ’da sahadaki dengeyi etkileyen, Doğu Akdeniz’de enerji haritasına müdahale eden ve Gazze meselesinde küresel vicdanın sesi haline gelen Türkiye; artık sadece bölgesel bir aktör değil, küresel hesapların önünde duran stratejik bir güçtür.
Bu yüzden Türkiye’ye karşı doğrudan savaş seçeneği birçok aktör için son derece risklidir.
Özellikle İsrail açısından bu gerçek daha da açıktır.
İsrail, Türkiye ile doğrudan bir savaşı göze alamaz.
Çünkü Türkiye; nüfusuyla, coğrafi derinliğiyle, geleneksel ordu kapasitesiyle, savunma sanayiiyle, istihbarat gücüyle, toplumsal direnciyle ve tarihsel hafızasıyla İsrail’in doğrudan karşısına almak isteyeceği bir ülke değildir.
Bu nedenle İsrail’in Türkiye’ye karşı muhtemel stratejisi doğrudan savaş değil; Türkiye’yi çevrelemek, yormak, dikkatini dağıtmak, enerjisini farklı cephelere bölmek ve Türkiye’yi sürekli krizlerle meşgul etmektir.
Ukrayna Modeli, Doğrudan Savaş Yerine Vekil Cephe
Bugün karşımızdaki tabloyu anlamak için Ukrayna örneğine bakmak gerekir.
ABD, Rusya’yı doğrudan karşısına almak yerine Ukrayna sahası üzerinden Moskova’yı yıpratma stratejisi izledi.
Rusya ile doğrudan savaşmak yerine, Ukrayna’yı askeri, siyasi, ekonomik ve psikolojik bir cepheye dönüştürdü.
Ekonomik yaptırımlarla baskı kurdu.
Sonuçta Ukrayna, sadece kendi güvenlik endişeleriyle hareket eden bir ülke olmaktan çıktı; büyük güçlerin hesaplaşma alanına dönüştü.
İşte bugün İsrail’in Türkiye’ye karşı kurmak isteyebileceği denklem de buna benzemektedir.
İsrail, Türkiye ile doğrudan savaşamaz.
Ama Türkiye’yi Yunanistan üzerinden yıpratmaya çalışabilir.
Türkiye’ye doğrudan saldıramaz.
Ama Ege’de, Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de kriz üretebilir.
Türkiye’yi tek başına durduramaz.
Ama Yunanistan’ı, Güney Kıbrıs’ı, bazı Avrupa ülkelerini ve bölgedeki askeri iş birliklerini kullanarak Türkiye’nin etrafında baskı hattı oluşturmaya çalışabilir.
Bu senaryoda Yunanistan’a biçilen rol son derece tehlikelidir.
Atina’ya “stratejik ortaklık” diye sunulan şey, gerçekte bir cephe ülkesine dönüştürülme riskidir.
“Güvenlik garantisi” adı altında verilen sözler, Yunanistan’ı daha güvenli hale getirmez; tam tersine onu büyük güçlerin çatışma haritasında ön hatta taşır.
2015–2016’daki Oyun, Türkiye’yi Rusya ile Savaştırma Denemesi
Bu oyunun ilk denemesi aslında bugün değil, 2015–2016 hattında sahnelendi.
Türkiye ile Rusya’nın karşı karşıya getirilmesi istenmişti.
Rus savaş uçağının 24 Kasım 2015’te düşürülmesi, Ankara-Moskova ilişkilerini çok ciddi bir krize sürükledi. O dönem bu hadise, Türkiye-Rusya ilişkilerinde ağır bir kırılma meydana getirdi ve Suriye sahasındaki dengeleri de doğrudan etkiledi.
Ardından 19 Aralık 2016’da Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, Ankara’da bir sergi açılışında suikast sonucu öldürüldü. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bu saldırıyı, Türkiye-Rusya ilişkilerini ve Suriye barış sürecini sabote etmeye yönelik bir provokasyon olarak değerlendirdi.
İşte asıl kritik nokta burasıdır:
Eğer o gün Ankara ve Moskova oyunu okuyamasaydı, bugün Ukrayna üzerinden yaşanan Rusya-Batı hesaplaşması belki de çok daha önce Türkiye sahası üzerinden başlatılmak istenecekti.
Yani Türkiye, Ukrayna’dan önce Rusya’ya karşı cephe ülkesi haline getirilebilirdi.
Siyonist aklın kurguladığı FETÖ yapılanmasının devlet içindeki sızma hücreleri, Batı merkezli istihbarat odakları ve Türkiye’yi bölgesel savaşların ateşine sürmek isteyen çevreler; Ankara ile Moskova’yı doğrudan çatıştırmak için kriz üstüne kriz sahneledi.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Vladimir Putin, bu büyük provokasyon hattını gördü.
Türkiye ile Rusya arasındaki kriz, büyük bir bölgesel savaşa dönüşmeden kontrol altına alındı. Erdoğan’ın 2016’da Putin’e gönderdiği mektup ve sonrasında başlayan normalleşme süreci, iki ülke arasındaki kopuşun kalıcı hale gelmesini engelledi.
Batı merkezli hesap tutmadı.
Türkiye, Rusya ile savaşa sürüklenmedi.
Şimdi aynı akıl, bu kez Rusya yerine Yunanistan’ı sahaya sürmek istiyor olabilir.
Dün Türkiye’yi Rusya ile karşı karşıya getirmek isteyenler, bugün Türkiye’yi Yunanistan ile karşı karşıya getirmek isteyebilir.
Dün Moskova üzerinden kurulmak istenen tuzak, bugün Atina üzerinden kurulmak isteniyor.
Dün Rus uçağı ve Karlov suikastı üzerinden Türkiye-Rusya hattı ateşe verilmek istendi.
Bugün Ege, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz üzerinden Türkiye-Yunanistan hattı ateşe verilmek istenebilir.
Yunanistan’a Biçilen Rol; İsrail’in “Mayın Eşeği”
Burada çok açık konuşmak gerekir.
Yunanistan, Türkiye’ye karşı kullanılmak istenen bir mayın eşeği haline........
