menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yaptırımlar ve Savaş Kıskacında Bir Ekonomi: İran’ın Direnç ve Dönüşüm Mücadelesi

47 0
28.02.2026

İran, Büyük Orta Doğu coğrafyasının önemli ekonomik aktörlerinden biri olmasına rağmen, ekonomik performansını uzun dönemli jeopolitik baskılar ve yaptırımlar şekillendirmektedir. Ülke ekonomisi, modern ekonomi tarihinde eşine az rastlanır bir kuşatma ve adaptasyon sürecinin merkezinde yer almaktadır. Onlarca yıldır devam eden ve özellikle son on yılda "maksimum baskı" stratejisiyle zirveye ulaşan uluslararası yaptırımlar, İran’ı küresel finansal sistemin dışına itmiştir. Ancak bu izolasyon, İran’ı sadece bir kriz sarmalına sokmamış; aynı zamanda devletin "Direniş Ekonomisi" olarak adlandırdığı, dış şoklara karşı dayanıklı ve yerli üretime dayanan bir ekonomik modelin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Ülke, zengin doğal kaynaklara sahip olmasına karşın ekonomik dinamizmini bu kaynaklara bağımlı bir yapıda sürdürmektedir. İran ekonomisini anlamak için önce bu "kıskaç" mekanizmasının nasıl inşa edildiğini görmek gerekir. İran’ın küresel sistemden izolasyonu tek bir olayla değil, katmanlı bir tarihsel süreçle gerçekleşmiştir.

Ambargo ve İlk Kopuş (1979-1990): 1979 Devrimi sonrası ABD ile yaşanan diplomatik kriz, İran’ın Batı’daki varlıklarının dondurulması ve ilk ticari ambargolarla sonuçlanmıştır. Bu dönem, İran ekonomisinin "içe dönük" ve "savunma odaklı" yapısının temellerinin atıldığı aşamadır.

Küresel Kuşatma ve SWIFT İzolasyonu (2006-2015): Nükleer programın uluslararası bir uyuşmazlığa dönüşmesiyle yaptırımlar BM ve AB düzeyine taşınarak çok taraflı bir nitelik kazanmıştır. 2012 yılında İran bankalarının SWIFT sisteminden çıkarılması, ülkenin küresel para trafiğiyle bağını koparan ve petrol gelirlerine erişimini imkânsız kılan en sert darbe olmuştur.

"Maksimum Baskı" ve İkincil Yaptırımlar (2018-Günümüz): 2018’de ABD’nin nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle başlayan süreç, sadece İran’ı değil, İran ile iş yapan üçüncü taraf ülkeleri ve şirketleri de hedef alan "ikincil yaptırımlar" dönemini başlatmıştır. Bu evre, İran ekonomisini tam bir izolasyona mahkûm ederek yapısal bir dönüşümü zorunlu kılmıştır.

İran’a yönelik yaptırımlar, zamanla basit bir dış ticaret kısıtlamasından, ülkenin tüm makroekonomik omurgasını hedef alan bir "finansal savaş" enstrümanına evrilmiştir. Bu tarihsel süreç, İran’ı petrol odaklı büyüme modelinden vazgeçerek, yaptırımlara dayanıklı "Direniş Ekonomisi" modeline geçmeye iten temel motivasyondur.

İran ekonomisi üzerinde yaptırımların ve yüksek enflasyonun yarattığı tahribatı en net görebileceğimiz yer GSYH (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla) ve kişi başına düşen milli gelir verileridir. İran verilerini incelenirken iki farklı perspektife bakmak gerekir: Cari Fiyatlarla (Dolar bazlı) ve Satın Alma Gücü Paritesi (SGP).

İran GSYH ve Ekonomik Büyüme Trendi

İran ekonomisi, 2018 yılında ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve "maksimum baskı" yaptırımlarının başlamasıyla ciddi bir resesyona girmiş, ancak son yıllarda petrol dışı sektörlerin ve Çin'e yapılan petrol ihracatının artışıyla sınırlı bir toparlanma sürecine girmiştir.

İran GSYH ve Ekonomik Büyüme Performansı (2017- 2026)

İran ekonomisi, 2025 yılında bölgedeki jeopolitik gerilimlere rağmen petrol ihracat hacmini koruyarak direnç göstermiştir. Satın Alma Gücü Paritesi (SGP) bazında ekonomi, nominal dolar değerinden çok daha büyük bir hacme (yaklaşık 1.8 Trilyon $) ulaşmış durumdadır.

Kişi Başına Düşen Milli Gelir Dinamiği

Kişi başına düşen gelirde 2025 yılında dolar bazında hafif bir artış görülse de bu durumun halkın refahına yansıması @ bandındaki enflasyon nedeniyle sınırlı kalmıştır.

2025 Analizi: 2025 yılında GSYH'nin dolar bazında 468 milyar dolara çıkması, İran'ın petrol ihracatında izlediği "gri pazar" stratejilerinin başarısını göstermektedir. Ancak SGP bazındaki 20.400 dolarlık kişi başı gelir, ülkedeki çoklu kur sistemi (NİMA kuru vs Serbest Piyasa) nedeniyle kâğıt üzerinde yüksek kalmaktadır.

Kırılganlık: Büyümenin büyük bir kısmı hala petrol ve doğalgaz türevlerine bağlıdır. 2026 beklentisindeki yavaşlama (%2,2), küresel enerji fiyatlarındaki olası düşüşler ve devam eden sermaye yetersizliği riskine dayanmaktadır.

Enflasyon Baskısı: Milli gelirdeki artışa rağmen, 2025 yılı boyunca devam eden yüksek para arzı ve bütçe açıkları, halkın "gerçek" satın alma gücünü baskılamaya devam etmiştir.

İran ekonomisindeki güncel durumu anlamak için enflasyon, devalüasyon ve işsizlik arasındaki o meşhur "istikrarsızlık üçgenini" incelemek gerekir. 2026 yılı itibarıyla İran, bu üçlü sarmalda ciddi bir yapısal tıkanıklık yaşamaktadır.

Enflasyon: Kronik ve Yüksek

İran, dünyada enflasyonun en yüksek olduğu ilk 10 ülke arasındaki yerini korumaktadır. Enflasyon sadece bir ekonomik veri değil, halkın her sabah markete gittiğinde hissettiği bir hayat pahalılığı krizidir.

Güncel Oran (2025 Sonu- 2026 Başı): Resmî rakamlar 5-40 bandında seyretse de, bağımsız iktisatçılara ve "hissedilen enflasyona" göre özellikle gıda grubunda bu oran U'in üzerindedir.

Temel Neden: Bütçe açığının kapatılması için yapılan karşılıksız para arzı ve döviz kurundaki artışın ithal malların maliyetini doğrudan yükseltmesi.

2. Devalüasyon: Riyal'in Erimesi

İran Riyali (IRR), dolar karşısında dünyada en çok değer kaybeden para birimlerinden biridir. İran'da iki tür kur olduğu unutulmamalıdır: "Resmî Kur" ve sokaktaki "Serbest Piyasa Kuru".

Devalüasyon Süreci: 2018'de 1 dolar yaklaşık 40.000 Riyal iken, 2026 başında serbest piyasada bu rakam milyonlarla ifade edilmektedir.

Güncel Durum: riyal, 2025 yılı boyunca dolar karşısında %'e yakın değer kaybetmiştir. Bu durum, ülkede üretilmeyen her türlü ara malı ve teknolojinin fiyatının otomatik olarak katlanmasına neden olmaktadır.

İşsizlik: Gizli ve Yapısal: İşsizlik rakamları kâğıt üzerinde çok yüksek görünmeyebilir ancak rakamların arkasında ciddi bir "genç işsizliği" ve "nitelikli iş gücü göçü" (beyin göçü) yatmaktadır.

Güncel Oran: Genel işsizlik oranı %8.5- %9 bandında stabilize olmuş görünmektedir.

Genç İşsizliği: Üniversite mezunları arasında işsizlik oranı 'nin üzerindedir.

Eğitim: "Eksik istihdam" (insanların eğitim aldıkları alanın çok altında işlerde çalışması) İran'ın en büyük sorunudur. Birçok mühendis veya akademisyen, geçinebilmek için kayıt dışı sektörlerde veya hizmet sektöründe çalışmaktadır.

İran’da devalüasyon, ithal girdi maliyetlerini artırarak enflasyonu tetiklemekte; yüksek enflasyon ise yatırım iştahını kapatarak işsizliği, özellikle de genç nüfusun istihdama katılımını baltalamaktadır. Bu döngü, İran ekonomisinin yaptırımlara karşı geliştirdiği 'Direniş Ekonomisi' modelinin en zayıf halkasıdır.

İran’daki Rantın Ana Kaynakları ve Aktörleri

İran’da rant sadece petrolle sınırlı değildir; sistemin içine sızmış üç ana mekanizma vardır:

Petrol ve Doğalgaz Rantı: Devlet bütçesinin ve döviz girişinin ana damarıdır. Bu gelirlerin paylaşımı, siyasi sadakate dayalı bir ödüllendirme mekanizmasına dönüşmüştür.

Döviz Kuru Rantı (Arbitraj): İran’da uygulanan çoklu kur sistemi (resmî kur vs. serbest piyasa kuru), rejime yakın kişi ve kurumların düşük kurdan dolar alıp serbest piyasada yüksek fiyata satarak devasa servetler edinmesine yol açmaktadır.

Vakıflar (Bonyadlar) ve Devrim Muhafızları: Vergiden muaf olan ve doğrudan lidere bağlı olan bu devasa ekonomik yapılar, ülke ekonomisinin yaklaşık 0-40’ını kontrol........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü