menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arap Basınında 2026 Ankara NATO Zirvesi: Türkiye’nin Stratejik Rolü ve İttifakın Dönüşümü

36 0
13.07.2026

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünün 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği 36. Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi, Arap basınında yalnızca NATO’nun olağan toplantılarından biri olarak ele alınmadı. Haber, yorum, analiz ve televizyon programlarının önemli bir bölümünde zirve; ittifak içindeki güç ve sorumluluk dağılımının yeniden şekillendiği, ABD ile Avrupa arasındaki anlaşmazlıkların daha görünür hâle geldiği ve Türkiye’nin NATO içindeki stratejik ağırlığının belirgin biçimde arttığı tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendirildi.

Arap medyasındaki genel anlatıya göre Ankara Zirvesi’ni önceki NATO toplantılarından ayıran temel unsur, toplantının yalnızca Rusya-Ukrayna Savaşı, savunma harcamaları veya Ukrayna’ya yapılacak askerî yardımlar gibi geleneksel NATO gündemleriyle sınırlı kalmamasıydı. Zirve aynı zamanda İran savaşı ve Hürmüz Boğazı, enerji güvenliği, savunma sanayisinin yeniden yapılandırılması, ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığının geleceği ve “NATO 3.0” olarak adlandırılan yeni yük paylaşımı modelini de gündeme taşıdı (Al Jazeera; Asharq Al-Awsat; Ultra Sawt).

Bu çerçevede Arap basını Ankara’yı sadece zirvenin düzenlendiği fiziksel mekân olarak görmedi. Türkiye; coğrafi konumu, askerî kapasitesi, büyüyen savunma sanayisi, Karadeniz ve Orta Doğu’daki etkinliği, Rusya ve İran’la sürdürebildiği iletişim ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’la ilişkileri sayesinde zirvenin siyasi merkezlerinden biri olarak sunuldu. Bazı yayınlarda, Atlantik’in iki yakası arasındaki değişen ilişkilerden en fazla yararlanan ülkenin Türkiye olduğu açıkça ifade edildi (France 24 Arapça).

Arap basınının zirveye ilişkin yaklaşımı bütünüyle tek sesli değildi. Bazı yayınlar Trump’ın baskıcı üslubuna, Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığına ve ittifak içindeki görüş ayrılıklarına odaklandı. Bazıları ise savunma harcamalarındaki artışın Avrupa ekonomileri üzerinde oluşturabileceği yükü sorguladı. Bununla birlikte Türkiye’ye ilişkin değerlendirmelerde genel olarak olumlu bir çizgi hâkimdi. Ankara’nın ittifak içindeki konumunu güçlendirdiği, savunma sanayisini uluslararası karar vericilere tanıttığı ve NATO’nun yeni güvenlik mimarisinde vazgeçilmez bir aktör olma yönünde ilerlediği görüşü öne çıktı.

Ankara Zirvesi: NATO İçin Bir Dönüşüm Noktası

Arap medyasındaki yaygın değerlendirmeye göre Ankara Zirvesi, NATO’nun Soğuk Savaş sonrasındaki yapısının yeniden sorgulandığı bir dönemde gerçekleştirildi. ABD’nin stratejik ağırlığını Avrupa’dan Hint-Pasifik bölgesine kaydırma isteği, Avrupalı devletlerin geleneksel savunmada daha fazla sorumluluk üstlenmesini zorunlu hâle getiriyordu. Bu nedenle zirvenin ana tartışmalarından biri, ABD ile Avrupa arasındaki savunma yükünün yeniden paylaşılması oldu.

Trump, NATO ülkelerinin gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5’ini savunma ve güvenlikle bağlantılı harcamalara ayırmasını isterken Avrupa ülkelerinin ABD güvenlik şemsiyesinden düşük maliyetle yararlandığını savundu. Arap basını bu yaklaşımı, Trump’ın ilk başkanlık döneminden beri devam eden ancak ikinci döneminde daha açık ve sert bir biçim alan Amerikan politikasının parçası olarak değerlendirdi. Trump’ın söylemi yalnızca daha fazla savunma harcaması talebinden ibaret değildi; Washington, NATO’nun Amerikan küresel stratejisiyle daha uyumlu hareket etmesini, Orta Doğu ve Çin gibi Avrupa dışındaki alanlarda da daha fazla sorumluluk üstlenmesini bekliyordu (France 24 Arabic).

Bu bağlamda “NATO 3.0” kavramı Arap medyasında sık kullanılan çerçevelerden biri oldu. Kavram, NATO tarihini Soğuk Savaş dönemi, Soğuk Savaş sonrası dönem ve Rusya-Ukrayna Savaşı’yla başlayan yeni dönem şeklinde üç aşamaya ayırıyordu. Yeni modelde Avrupa’nın geleneksel savunmada daha fazla sorumluluk üstlenmesi, ABD’nin ise tamamen çekilmeden daha çok stratejik ve tamamlayıcı bir rol oynaması bekleniyordu (Al Jazeera; CNBC Arabia).

Al Jazeera’da yayımlanan analizlerde Ankara Zirvesi, NATO’nun taahhüt aşamasından uygulama aşamasına geçtiği toplantı olarak sunuldu. Savunma Sanayii Forumu’nun ilk kez zirvenin resmî programına dâhil edilmesi, bu dönüşümün sembolik göstergelerinden biri kabul edildi. Artık tartışmanın yalnızca ne kadar para harcanacağı değil, bu kaynakların hangi silah sistemlerine, teknolojilere, üretim hatlarına ve ortak kapasitelere dönüştürüleceği üzerinde yoğunlaştığı belirtildi (Al Jazeera).

Asharq Al-Awsat ise zirveyi “yeni bir denge arayan ittifakın toplantısı” olarak yorumladı. Gazeteye göre Avrupa’nın önündeki temel sınav, askerî bütçelerdeki artışı gerçek kapasiteye dönüştürmek ve ABD’nin yük paylaşımına ilişkin şüphelerini gidermekti. Bununla birlikte Avrupa ülkelerinin Rusya’ya, ABD’nin ise giderek daha fazla Çin’e odaklanması, ittifak içindeki öncelik farklılıklarının devam ettiğini gösteriyordu (Asharq Al-Awsat).

Dolayısıyla Arap basınında Ankara Zirvesi, NATO’nun çözüldüğü veya işlevsizleştiği bir toplantı olarak değil, ciddi iç anlaşmazlıklar altında kendisini yeniden tanımlamaya çalıştığı bir zirve olarak okundu. İttifakın kurumsal birliği devam etmekle birlikte, rollerin, tehditlerin ve sorumlulukların yeniden belirlendiği vurgulandı.

Trump Faktörü ve Erdoğan’ın Kolaylaştırıcı Rolü

Arap basınında zirvenin en fazla öne çıkan aktörlerinden biri Donald Trump’tı. Trump’ın Avrupa ülkelerine yönelik sert eleştirileri, İran savaşı sırasında yeterli destek alamadığı yönündeki açıklamaları, savunma harcamalarının artırılması talebi ve bazı müttefiklerle yaşadığı kişisel gerilimler geniş biçimde işlendi.

Al Jazeera, zirvenin bir yönüyle “Trump’ı memnun etme çabaları” altında düzenlendiğini yazdı. Avrupalı liderlerin, ittifakın güvenilirliğine zarar verebilecek açık bir çatışmadan kaçındığı ve Trump’ın Ankara’da daha uzlaşmacı bir üslup benimsemesini sağlamaya çalıştığı belirtildi. Bu çerçevede Erdoğan ile Trump arasındaki iyi ilişki, yalnızca Türkiye-ABD ilişkileri bakımından........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü