İlk gören ilk vurur
Balıkesir’den gelen o acı haber sadece bir kaza değildi. Gökyüzüne bakışımızın yaşını hatırlatan bir andı. Bir F-16’mız düştü. Soru işaretleri havada... Teknik arıza mı, metal yorgunluğu mu? Kaza kırım raporu ortaya çıkaracak elbette. Ama asıl soru zihnimizde... Hava gücü dediğimiz şey sadece pilotun cesaretiyle değil, platformun yaşıyla da ilgili.
Tam bu atmosferde Amerika, F-22 Raptor uçaklarını İsrail’e konuşlandırdı. ABD, ilk kez “olası savaş görevi” vurgusuyla uçak filosunu İsrail’e gönderiyor. Bu sıradan bir uçak kaydırması değil anlayacağınız. Bu, gökyüzünde birkaç güne neler yaşanacağının, oyunun hangi seviyede oynandığını gösteren bir işaret fişeği.
Bizim F-16’lar 1980’lerin sonunda envantere girdi. Modernizasyon gördüler, evet. Aviyonik güncellendi, radarlar yenilendi, yerli mühimmat entegre edildi. Ama gövde yaşı gerçeğini değiştirmiyor... Bizim uçaklarımız Soğuk Savaş’ın son çocukları...
F-16 çok rollü. Hava-hava yapar, hava-yer yapar, devriye yapar. Çalışkan bir memur gibidir. Her işi yaparlar ama hiçbirinde “en üst seviye” değillerdir. Esnek, ekonomik, yaygın. Bu yüzden Türk Hava Kuvvetleri’nin omurgası... Ama tasarım yaşı, teknolojik sıçramanın hızına yetişemiyor.
F-22 ise Ferrari’dir. “Çok rollü” olmak yerine, hava üstünlüğünü tartışmasız kurmak için üretildi.
Raptor’ın farkı, görünmeden yaklaşma iddiasında yatıyor. “Stealth” denince akla görünmezlik geliyor ama mesele sihir değil; angajman geometrisi. Rakip sizi geç görüyor, siz onu erken görüyorsunuz. O aradaki saniyeler, savaşta kader demek. F-22’nin gövde formu, kapalı silah istasyonları, radar emici yüzeyleri bu nedenle........
