Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti
Dağ başında rastladım aksakallı birisine...
Bin yıllık bir halıya bin yıldan beri
Bağdaş kurmuş bir çınar gibiydi...
Sordum ona “-aşk ne ustam, hayatın sırrı ne?
Tepeden tırnağa aşığım ben, koskoca bir hayat var önümde”
Sevda kuşun kanadında, ürkütürsen tutamazsın
Ökse ile sapanla vurursun da saramazsın
Hayat sırrının suyunu çeşmelerden bulamazsın,
Ansızın bir deli çaydan içersin de kanamazsın...
Cem Karaca’nın dinlemeye doyamayacağınız şarkısının bu dizeleriyle başladı Özdemir Bayraktar’ın hayatını anlatan belgesel.
Salonda yüzlerce insan vardı. Neredeyse tamamının gözü doldu.
Çünkü anlatılan şey sadece bir mühendislik hikayesi değil, bir ömrün inadıydı.
★★★
Baykar’ın Hadımköy’deki dev üretim üssündeyiz. “Üs” derken mecaz yapmıyorum.
Ar-Ge merkezleri, yazılım ofisleri, üretim hangarları, deneme pistleri...
Bilim okulu, lojmanlar, yemekhaneler, kafeler, itfaiyesi ve hatta yapımı süren uzay üssüyle gerçek bir yerleşke...
Bir fabrikanın çok ötesinde, bir fikrin ete kemiğe bürünmüş hali. Türkiye’nin yerli insansız uçak fikrinin hayata geçtiği nokta burası...
Belgesel, Sarıyer Garipçe köyünde doğup önce Kabataş Erkek Lisesi sonra İTÜ’de makine okuyan Özdemir Bayraktar’ın hayattaki tek tutkusuna yani insansız hava araçlarına nasıl bağlandığını anlatıyor.
★★★
Onun için bu iş ne ihale ne vitrin ne de kariyer meselesiydi.
Bu, “Türkler de yapabilir. Biz de başarabiliriz” sorusuna verilen uzun, zahmetli ve........
