Faiz mi, dolar mı, altın mı?
Birikimini değerlendirmek veya değer kaybetmesine engel olmak, sadece zenginlerin derdi değildir. Her insan, özellikle aile kurmuş erkekler veya kadınlar, geliri ne olursa olsun, kazandığı paranın bir kısmını yemez, biriktirir. Çünkü kalan ömründe, bugünkü kadar para kazanmaya devam edeceğinden emin değildir. Tedbirli insanlar, hastalık var sağlık var, elden ayaktan düşmeden kenara bir şeyler koyayım da ele güne muhtaç olmayayım der. Mesela Türkçede “kefen parası” diye bir deyim vardır. Kişi, öldükten sonra nasıl olsa cenazemi kaldıracak birileri bulunur. Onlar da herhalde beni kefensiz gömmez demez, kefenli gömülmeyi garantiye almak için para ayırır. Bu onurlu bir davranıştır. Birikimleri, faiz (kâr veya kira payı, hepsi aynı şeydir) veren mevduata veya tahvile bağlamak günümüzün en yaygın “tasarruf değerlendirme” yöntemidir. Öncelikle şunu zihinlere kazıyım. “Faiz fiyatı ile tasarruf miktarı” arasında bir ilgileşim yoktur. Çünkü tasarrufun saiki faiz elde etmek değil ihtiyatlı olmaktır (precautionary motive). Faizin çıkması veya inmesi, hane halkının toplam tasarruf miktarını değil, bunun “sabit getirili” ile “değer artışlı” tasarruf enstrümanları........
