menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Pusula

27 0
24.07.2026

Sevgili Okur, Birkaç yazıdır alıntılama yaptığım gibi Arthur Schopenhauer’un “Yaşamın Bilgece Deneyimleri” kitabına harflerimi yaslandıracağım yine. Son günlerde ülke gündeminde bir dernek ve onun kurucusu var. Bakalım Schopenhauer, 1851’de yayımladığı eserinde “makam onuruyla” ilgili neler yazmış.

“Bundan dolayıdır ki, makam yükseldikçe bu makamın ona bahşettiği ve onun unvanlarında, nişanlarında ve altındaki kişilerin ona karşı olan genel davranışlarında ifade bulan onurun derecesi de o denli yüksek olmalıdır. Kural olarak bir insanın sosyal statüsü, sahip olması gereken onurun derecesini de belirler; buna rağmen, bu derece büyük ölçüde kitlelerin mevkiinin önemini değerlendirme kapasitesine göre tâdil edilebilir. Yine de, işin doğrusu, daha özel görevlerde bulunan kişilerin onurları, temelde onursuz davranışlardan uzak durmaktan ibaret olan sıradan vatandaşlardan daha büyük bir onura sahip olmaları gerektiğidir.” Bu cümleyi okuduktan sonra, kaçak yağ sürülmüş ve güneşten yanmış güreşçi gibi el ense çekmeye gerek duymadan direkt soruyu sormak istiyorum:

Neden kandırılıyoruz? Yoksa gerçekten kandırılıyor muyuz?

Sözü geçen derneğin kurucusu, birçok beyanında kişinin hayatında ağır maddi ve psikolojik sonuçlara yol açabilen kumar bağımlılığıyla ilgili açıklamalar yapıyor.

Küçük bir araştırma yaptığımda, tedavi sürecinde kişinin kumar sitelerine ve kolay para kaynaklarına erişiminin sınırlandırılabildiğini........

© Sonsöz