Sosyal Yardımların Gölgesindeki Türkiye
Bir ülkede yaşayan nüfusun yaklaşık yüzde 20’si doğrudan sosyal yardıma muhtaç bir yaşantı içindeyse o ülkede varlıktan ve zenginlikten söz edilebilir mi?
Cevaplarınızı duyar gibiyim. Bende sizlerle aynı kanıdayım. Böyle bir ülkede, zenginlikten ve varlıktan söz etmek ancak, buna sebep olanlar tarafından yapılabilir. Bakın işte; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yayımladığı son raporlar, ülkemizde krizin ulaştığı boyutları net bir biçimde belgeliyor. En güncel verilere göre ülkemizde yaklaşık 17 milyon 114 bin 912 kişi yaşamlarını çeşitli sosyal yardımlarla sürdürmeye çalışıyor. Hane bazında değerlendirildiğinde 4 milyon 200 bin ila 4 milyon 500 bin hane aralığına tekabül ediyor. Yani, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20’si doğrudan sosyal yardımlara bağımlı halde yaşıyor.
Cumhuriyet’te yer alan habere göre; yoksulluğun tabana yayıldığının tescili ise Genel Sağlık Sigortası (GSS) primleri devlet tarafından ödenen yurttaşların sayısındaki artışta gözlemleniyor. Bu grup, hane içinde kişi başına düşen geliri brüt asgari ücretin üçte birinin altında kalan yurttaşlardan oluşuyor. 2018 yılında 6.9 milyon kişi olan bu gruptaki nüfus, günümüzde 9.5 milyonunun üzerine çıkarak yeni bir rekora ulaştı. İşin en vahim tarafı ise 2021 yılından bu yana e-Devlet kapısı üzerinden sosyal yardım almak için başvuranların sayısı 27 milyon kişiye ulaşmış durumda.
Eurostat verilerine göre AB üyesi ülkelerde sosyal koruma harcamalarının GSYH’ye oranı ortalama yüzde 27,3 ile yüzde 27,8 seviyelerinde seyrediyor. Fransa’da bu oran yüzde 33,8’e ulaşıyor. TÜİK verilerine göre ise Türkiye’de bu........
