Türkiye’den Kaçırılan Eserler 2, Troya’nın Hazineleri
Gazetelerde kaçırılan eserlerin yurda dönüş haberleri okuyoruz. Mutlu oluyoruz. Dilerim bundan sonra hiçbiri kaçırılması, kaçırılanların da tümü dönsün. Bergama ile başladık. O kadar çok eser kaçırılmış ki Berlin’de Bergama Müzesi var demiştik… Troya’nın hazineleri de kaçırıldı ve yine Berlin’deki müzeye getirildi. Gelin görün ki oradan da kaçırıldı!
Alman Heinrich Schliemann
Alman Heinrich Schliemann, internetin ünlü ansiklopedisinin İngilizcesinde iş adamı ve ‘etkin arkeolog’ yazarken, Türkçesinde iş adamı ve ‘amatör arkeolog’ yazıyor.
Babasının Homeros’un İlyada’sından anlattığı öykülerle büyüyen Heinrich, büyüdüğünde şiirde geçen olayları, geçtiği yerleri nerdeyse ezbere biliyordu. Şiir destandı ama anlatılanlara ‘uydurma’ denirken o, anlatılanların gerçek olduğundan adı gibi emindi.
Dile yatkınlığı da kayda değerdi, sayabildiğim kadarıyla 12 dil biliyordu.
Paris Üniversitesi’nde Arkeoloji ve Eskiçağ Bilimleri eğitimi gördü. Sonra Amerikan vatandaşı oldu, 1868-69 yıllarında İthaka, Mora ve Troya’da yaptığı araştırmaları içeren tezi ile Rostock Üniversitesi’nden doktor unvanı aldı…
Destansı şiirin peşinde Anadolu
Schliemann, 1870 yıllarda hayalinin peşine düştü.
Anadolu’ya Troya kentini bulmak için ilk kez 1868 yılında geldi.
Osmanlının tarihi eserleri ‘taş’ diye değerlendirdiği, tarihi eserlerle ilgili biriminin başında Avrupalıların oturdu zamanlardı.
İlyada’ya hakimdi, ayrıca birçok araştırmacının görüşleri de cebindeydi. İki hafta araştırdı, bulamadı. İlk evliliği Rus, şimdiki evliğini bir Yunanlı hanımla yapmış ve artık Yunanistan’da yaşıyordu. Atina’ya geri dönmek için bineceği gemiyi kaçırdı. Sonraki gemi iki gün sonraydı. Çanakkale’de kalmak zorunda kaldı.
Sonraki gemiyi beklerken geçireceği iki gün her şeyi değiştirecekti…
Kaçan gemiyle yakalanan şans!
Frank Calvert’le tanıştı. Calvert’in durumu da ayrıca ilginç, paylaşalım…
Calvert, ailesiyle 40 yıl kadar önce Çanakkale’ye gelmiş. Neden, hangi koşullarda bu tercihi yaptıkları konusunda bir bilgi bulamadım. Calvert, Schliemann’la tanışmasından birkaç yıl sonra da Amerika’nın Çanakkale konsolosu olacaktı.
Araya Calvert ‘le ilgili ilginç bilgiler alalım! Troya’nın yerini bulmuş ve bu arazinin büyük bölümünü satın almıştı. Arazisini daha sonra devlete bağışlayacak ve Osmanlı’dan madalya da alacaktı…
Calvert kazmaya da başlamış ama maddi açıdan zorlanıp, durmuştu. İngiliz Müzesi’ne yazıp, yardım istemişti ama yanıt alamamıştı.
Schliemann’la karşılaştığında aradığı adamı bulduğunu hissetti. Hissi karşılıklıydı…
Schliemann kız kardeşine mektup yazdı:
“Gelecek Nisan’da tüm Hisarlık tepesini kazmaya niyetliyim, orada Pergamos’u yani Troia’nın kalesini bulacağımı düşünüyorum.”
Schliemann ilk fırsatta geldi ve kazılara başladı.
Toprak yarıldıkça tarih fışkırıyordu!
Çocukluğundan beri neredeyse ezberlediği şiir, Troya’dan 500 sene sonra yazılmıştı, yazılanlar tam doğru değildi ama hayalleri gerçek olmuştu. Tarih, doymak bilmez bir hazine avcısının toprakta saklı kalmış bir medeniyete hoyratça saldırışını yazmaya başlıyordu…
Bunda Anadolu toprağının da sahiplerinin de suçu vardı – bunca zenginlik üzerinde yüzyıllardır oturulmuş, sadece koyun otlatılmıştı.
Toprak yarıldıkça tarih fışkırıyordu.
Schliemann’ın kazmalarla toprağı yarmasından 20 yıl kadar sonra bu topraklar dünyaya gelecek büyük halk ozanı Aşık Veysel de ‘sadık yâri toprak’ için benzer yorumu yapacaktı…
“Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi, Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi, Kazma ile döğmeyince kıt verdi, Benim sadık yârim kara topraktır.”
Arada elbette büyük bir fark vardı. Veysel ürün almak için tarlayı sürmekten söz ederken, Schliemann antik bir medeniyetin katmanlarını hoyratça tahrip ediyordu.
Buna 3 yıl boyunca devam edecekti (1871–1873) …
İşçilerin başından ayrılmıyordu, birden ‘paydos’ dedi!
Kazılan yüzeyde rastlanılan bakırın arkasında toprağa bulaşmış, rengini belli etmeyen altını fark etmişti. Herkesi gönderdi, hazineyi kendisi çıkardı. Kim bilir nasıl saldırmıştı!
Burası antik kentin ikinci........
