VERGİ; İNSANLIĞIN EN ESKİ SORUNU (3)
Tarih içinde verginin izini sürerken, iktidarların, edindikleri “Tanrıların yeryüzündeki vekili” kimliğiyle uydurdukları çeşitli biçimlerle, verginin tanrısal niteliğini dünyevileştirmeleri ve vergiyi, üretilen artı değere el koyma aracı olarak kullanıp korkunç bir “sömürü düzeni” oluşturmaları açıkça görülüyor.
Her büyük doğa olayı için farklı bir Tanrı üretip ilk vergiyi icat eden insanlar, hepsini tek Tanrıda bütünleştirince de egemenler kendilerini buna uyarladı, kurdukları düzeni korumayı becerdiler. Yine her şeyi “Tanrı adına” yapıyor, tüm vergileri onun adına topluyorlardı. Egemenliklerini sürdüren ve sürekli daha çok zenginleşen hep onlar oluyordu.
Binlerce yıldır üretim ilişkilerinden egemenlik biçimlerine, devletlerden inanç sistemlerine, bilimden teknolojiye değin her şey değişti ama işte o “kurulu düzen” bir türlü değişmedi.
2000 yıl önce, Hıristiyanlığın kurucusu İsa peygamberin ve 1400 yıl önce İslam’ın kurucusu Muhammed peygamberin, “Tanrı’nın insanların vergilerine gereksinimi olmadığı; insanlardan yalnızca iyi, doğru, ahlaklı olmalarını ve birbirlerine haksızlık yapmamalarını beklediği” biçiminde özetlenebilecek söylemleri ve öğretileri ezilen, sömürülen insanlar için umut ışığı olmuştu. Ama, dönemlerinin bu iki büyük devrimcisi “kurulu düzene” karşı çıkan söylemleriyle egemenlerin hedefi oldu.
Oysa ne İsa ne Muhammed peygamber halk isyanlarının liderleri gibi şiddet yanlısıydı. İkisi de yalnızca, ekseninde egemenlerce Tanrı adına toplanan vergiler olan “adaletsiz düzene” karşı çıkıyor, öğretileriyle adaletli yeni bir düzen öneriyorlardı. Birisi öldürüldü, öteki başka yere kaçarak canını zor kurtardı.
İsa’nın dini, yüzlerce yıl yasaklı olmasına, izleyicilerine her türlü eziyet yapılmasına karşın yayılması önlenemedi. Ölümünden yaklaşık 300 yıl sonra İsa’yı çarmıha gerenlerin torunları, yayınladıkları bir fermanla Hıristiyanlığı serbest bıraktı ve bir süre sonra da Roma İmparatorluğu’nun tek dini olarak kabul ettiler.
Ancak, bu sizi yanıltmasın. İsa peygamberin barıştan, eşitlikten, yoksullardan ve ezilenlerden yana olan devrimci öğretileri yerine;
İmparatora ve devlete koşulsuz itaati emreden,
"Kutsal Savaşları" savunan,
Devlet yapılanmasındaki hiyerarşiyi din adamları için de benimseyen,
Farklı inançlara karşı "engizisyon ve zulüm" getiren
Söylemler uydurulup; sarayları, orduları ve vergi sistemini kutsayan, egemenlerin lüks içindeki yaşamını koruyan bir devlet dini oluşturulmuştu.
Böylece Roma, İsa peygamberi........
