Ferhat Livaneli: ” Sanatçı Topluma Karşı Sorumludur”
Müziğin sadece duyulan değil, aynı zamanda hissedilen bir dil olduğunu söyleyenler vardır. Ama o dilin gerçekten ne anlattığını çoğu zaman unutuyoruz.
Bugün hızla tüketilen, çabuk unutulan bir müzik dünyasının içindeyiz. Tam da böyle bir zamanda, müziği bir ifade biçimi olmanın ötesine taşıyan bir isimle konuşuyoruz.
ODTÜ İşletme Fakültesinden mezun olduktan sonra İsveç’te Birkagarden Yüksek Müzik Okulu’nu bitirdi.
Müzik yolculuğuna küçük yaşlarda başlayan ve yıllar içinde hem besteci hem aranjör kimliğiyle önemli çalışmalara imza atan Ferhat Livaneli, müziğe bakışını SONSÖZ okurlarıyla paylaştı. Klasik müzik eğitimiyle şekillenen sanat anlayışını özgün müzik ve enstrümantal üretimle zenginleştiren Livaneli, günümüz müziğinde yaşanan dönüşümü eleştirirken sanatçının topluma karşı sorumluluğuna da dikkat çekti.
Benim de “Kimliksiz Sokaklar ”şiir kitabımın arka kapağına, şiirlerimle ilgili düşüncelerini açık yüreklilikle dile getiren ve beni onurlandıran Ferhat Livaneli ile müziğin kendisini, sınırlarını ve insanla kurduğu o görünmez bağı konuştuk.
Müziği sizin için bir ifade aracı yapan temel unsur nedir? Müzik, küçük yaşlarımdan başlayarak hep hayatımda var oldu. Sevgi, ilgi ve bir şeyler üretme çabasıyla başladı; böyle gelişti ve devam etti. Zamanla kimliğimin bir parçası oldu.
Bestelerinizde söz mü, melodi mi daha belirleyici oluyor? 200’ün üzerinde bestem var; sadece birkaç sözlü eserim bulunuyor. Çoğu enstrümantal parçalar. Benim için melodi belirleyicidir. Bunun yanında yaptığım aranjelerde söze de dikkat ederim.
Türkiye’de müzik üretmek bugün size ne ifade ediyor? İlham mı, mücadele mi? Bence her ikisi de. İlham zaten içimizde olmalı. Müzik yapmak; roman ya da şiir yazmaktan farklı olarak belirli bir teçhizat, enstrümanlar, icracılar, kayıt ve stüdyo gibi gereksinimler barındırır. Bu şartları oluşturmak gerekir; bu da bir anlamda mücadeledir.
Popülerlik ile kalıcılık arasında sizce nasıl bir ayrım var? Popülerlik........
