CEMAL GÜLAS’LA SÖYLEŞİLER-4
Sevgili okurlar, kıymetli “doğa insanı” Cemal Gülas’ın kendisinin izni ve onayı dahilinde sizlerle buluşturmaya karar verdiğimiz yazıların dördüncü serisi huzurlarınızda…
Cemal Gülas’ın insan ve hayvana dair düşüncelerinden oluşan tamamen kendi kaleminden çıkan metni sizlerle buluşturuyorum:
“Bir ayı ile bir insan arasındaki karşılaşma ve bu karşılaşmadan doğan sakil, kelimesiz iletişim; doğanın iki uç noktasının, evrenin aynı sahnesinde göz göze gelmesidir. Bu temas, alışılagelmiş beşerî diyalogların sınırlarını aşan, hatta onları hükümsüz kılan derin bir sessizlik dilidir. Bir tarafta medeniyetin, aklın ve kaygının yükünü taşıyan insan; diğer tarafta ise ormanın rüzgarını, toprağın kadim hafızasını ve saf içgüdüyü gövdesinde barındıran ayı.
İnsan ile ayı arasındaki iletişim, dilin konforlu alanından tamamen uzaktır. Burada ne kelimelerin koruyucu kalkanı ne de toplumsal rollerin maskeleri işe yarar. Bu iletişim, beden dili, niyetin kokusu ve bakışların ağırlığı ile örülür. Bir ayı ile göz göze gelen insan, kendi kırılganlığı ve ölümlülüğü ile çıplak bir şekilde yüzleşir. Ayı ise insanın yaydığı enerjiyi; korkuyu, saldırganlığı ya da dinginliği muazzam bir sezgiyle okur. Bu bağ, lineer zamanın dışındadır. O an ne geçmişin pişmanlıkları ne de geleceğin planları mevcuttur; yalnızca ‘şimdi’nin sarsıcı gerçekliği vardır. Böylesi bir temas, insanın ruhsal ve zihinsel yapısında derin izler bırakır ve belirli niteliklerin yeniden doğmasını sağlar:
Modern insan, doğaya hükmettiği yanılgısıyla maluldür. Bir ayının azameti karşısında duyulan o ilkel ürperti, insana evrenin merkezinde olmadığını, yalnızca onun küçük bir parçası olduğunu hatırlatır. Bu durum, insanda kaybolmaya yüz tutmuş olan kozmik tevazuyu yeniden canlandırır.
Kelimelerin olmadığı yerde duyular keskinleşir. İnsan, rüzgarın yönünü, yaprakların hışırtısını ve karşısındaki........
