Orman Yanınca Sadece Ağaçlar Yanmaz!!!!
Sevgili okurlarım, bu haftaki köşe yazımda ülkemizin dört bir yanında yüreğimizi yakan orman yangınlarını konuşmak istiyorum.
Bir orman yandığında uzaktan yalnızca yükselen dumanı, kızıl alevleri ve kararmış ağaç gövdelerini görürüz. Oysa kaybettiğimiz şey birkaç hektarlık yeşil alan değildir. Bir ülkenin nefesi, suyu, toprağı, canlıları, tarımı, ekonomisi ve geleceği aynı anda zarar görür. Orman yangını, doğanın bir köşesinde yaşanan sıradan bir felaket değil; yıllarca sürecek sonuçları olan büyük bir toplumsal yaradır.
Bugün Türkiye’nin farklı illerinde ekipler aynı anda birçok yangınla mücadele ediyor. Yangınların bir bölümü kontrol altına alınsa da kuvvetli rüzgâr, yüksek sıcaklık, düşük nem ve kurumuş bitki örtüsü müdahaleyi son derece zorlaştırıyor. Küçücük bir kıvılcım, rüzgârın yön değiştirmesiyle dakikalar içinde kilometrelerce ilerleyebiliyor. Yanan kozalaklar, dallar ve kabuklar havaya savrularak ana yangının çok ilerisinde yeni odaklar oluşturabiliyor. Bu nedenle yangın söndürmek yalnızca alevlere su sıkmak değildir; rüzgârla, araziyle ve zamanla yarışmaktır.
Yangınların önemli bir kısmı yıldırımdan değil, insan davranışlarından çıkıyor. Söndürülmeden bırakılan piknik ateşi, yol kenarına atılan izmarit, anız yakılması, kaynak makinesinden sıçrayan kıvılcım, elektrik hatlarındaki arıza veya bahçe temizlemek için yakılan ateş büyük felaketlere dönüşebiliyor. Bazen dikkatsizlik, bazen ihmal, bazen de kasıt binlerce canlının yaşam alanını yok ediyor. Bu yüzden yangınlarla mücadele, yalnızca orman işçilerinin ve itfaiyecilerin görevi değildir; hepimizin ortak sorumluluğudur.
Orman denildiğinde aklımıza çoğu zaman ağaç gelir. Oysa ormanın altında, üstünde ve toprağın içinde görünmeyen büyük bir hayat vardır. Kuşlar, sincaplar, tilkiler, tavşanlar, kaplumbağalar, kirpiler, sürüngenler, arılar, kelebekler, böcekler ve sayısız mikroorganizma aynı sistemin parçalarıdır. Hızlı........
