Bir Organ Bağışı, Bir Ailenin Yarını
Bu haftaki köşe yazımda, belki de üzerinde yeterince konuşmadığımız ama bir gün hepimizin ya da sevdiklerimizin hayatına dokunabilecek çok önemli bir konuyu; organ bağışını sizlerle paylaşmak istiyorum.
İnsan bazı gerçeklerin değerini, ne yazık ki onları kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca daha iyi anlıyor. Sağlıklı bir sabaha uyandığımızda kalbimizin atmasını, nefes alabilmeyi, böbreklerimizin görevini yapmasını çoğu zaman düşünmüyoruz. Oysa ülkemizde on binlerce insan her sabaha tek bir umutla uyanıyor:
“Acaba bugün beklediğim organ bulunacak mı?”
Türkiye’de organ nakli bekleyen insan sayısı 30 binin üzerinde. Bunların büyük çoğunluğu böbrek bekliyor. Karaciğer, kalp, akciğer ve diğer organları bekleyen binlerce insan daha var. 2025 yılında ülkemizde 5 bin 95 organ nakli gerçekleştirildi. Bunların 3 bin 299’u böbrek, bin 728’i karaciğer nakliydi. Ancak kalp nakli sayısı yalnızca 46, akciğer nakli ise 20 olarak gerçekleşti.
Bunlar ilk bakışta yalnızca rakam gibi görünebilir.
Her rakamın arkasında yaşamak isteyen bir insan var. Bir anne, bir baba, bir evlat, bir eş… Ve onların telefonun çalmasını bekleyen aileleri var.
Daha acı olan ise organ beklerken her yıl yaklaşık bin insanın hayatını kaybetmesi. Yani bazı insanlar için beklenen o telefon hiç çalmıyor.
Türkiye, organ nakli konusunda son derece başarılı hekimlere ve güçlü bir sağlık altyapısına sahip. Özellikle canlı vericiden gerçekleştirilen böbrek ve karaciğer nakillerinde önemli bir noktadayız. Ancak kadavradan organ bağışı konusunda aynı başarıyı gösteremiyoruz.
Demek ki tıbbın imkânı var.
Ama yeterli organ yok.
Tam da bu noktada sizlerle çok kişisel bir şey paylaşmak istiyorum.
Ben organlarımı 1998 yılında bağışladım.
Aradan tam 28 yıl geçti. O gün bu kararı........
