SARI GELİN’DEN BİZİM MAHALEYE
Geçen gün radyoda o bildik ezgi yükseldi: “Sarı Gelin". Erzurum’un o sert ayazından süzülüp gelen dertli ıslık içime işleyince, zihnim beni alıp o eski mahalle sokaklarına götürdü. Hani her köşe başında bir "Gelin"in, her kapı önünde bir "Damat"ın olduğu; insanların asıl isimlerinin nüfus cüzdanlarında hapis kaldığı o nev-i şahsına münhasır zamanlara… Kimlik kartı, sadece resmi bir evraktı. Birine ulaşmak istiyorsanız ismini değil, mahalledeki karşılığını bilmeniz gerekirdi. Hafızamda hâlâ taptaze duran figürler var: Boyu posuyla sokağa imzasını atan "Uzun Gelin", uzaklardan gelip buralı olan rengiyle müsemma "Alman Sarı Gelin"… Yıllar sonra bir vesileyle, mesela bir ölüm ilanında ya da resmi bir evrakta bu insanların gerçek isimlerini öğrendiğimizde yaşadığımız o şaşkınlık nidasını hatırlayın: "Hadi ya! Onun adı Müzeyyen miymiş? Ben onu bildim bileli 'Uzun Gelin' tanırım!" derdik.
Çünkü bizim için o artık Ahmet’in karısı, muhtarın gelini ya da........
