menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CHP hangi cumhuriyetin partisi olacak?

23 0
08.07.2026

CHP çok uzun zamandır yalnızca kötü yönetilen bir parti değildir; daha ciddi olan, 1940'lı yıllardan itibaren kendisine ait olmayan bir siyasal aklın içine sıkışmış olmasıdır. Bunu söylerken konuya günlük parti içi çekişmeler, kurultay hesapları, adaylık yarışları, belediye dengeleri ya da ekranlarda kimin daha çok göründüğü tartışmalarının ötesinden bakıyorum. Asıl soru çok daha derinde: CHP hâlâ Cumhuriyet’in kurucu iradesini taşıyan bir parti midir, yoksa emperyalizmin rızasını “demokratlık”, piyasaya teslimiyeti “rasyonellik”, finans çevrelerine güven vermeyi “sorumlu siyaset” sayan bir sosyal demokrasi anlayışının vitrinine mi dönüşmektedir?

CHP’nin önünde bugün iki yol var: Ya devrimler yapmış, devlet kurmuş, ümmetten ulus, kuldan yurttaş yaratmış; işgal altındaki bir ülkeden bağımsız bir Cumhuriyet çıkarmış tarihsel iradenin bugünkü temsilcisi olacak... Ya da kendi kurduğu Cumhuriyet’e yabancılaşmış, halkçılığı seçim bildirgelerine sıkıştırmış, devletçiliği utangaç bir nostaljiye çevirmiş, bağımsızlıkçılığı tören konuşmalarına hapsetmiş bir parti olarak kalacaktır.

Tartışmanın özü budur.

Bugün CHP’nin zihinsel sınırlarını çizen etkili çevreler, Cumhuriyet’in bağımsızlıkçı damarını “eski dünya”, “ulusalcı refleks” ya da “devletçi tortu” diye küçümserken; emperyalizmin onayladığı sosyal demokrasiyi ilericilik diye sunuyor. Teslimiyeti açıkça savunamadıkları için “dünyayla uyum”, “uluslararası güven”, “piyasaları ürkütmeme”, “yatırım iklimini koruma” gibi daha steril kavramlar kullanıyorlar. Fakat sonuç değişmiyor: Halkın çıkarı, finans kapitalin beklentilerine; üreticinin kaderi, piyasanın disiplinine; siyasetin ufku, dış sermayenin onayına bağlanıyor.

Bu anlayış, CHP’yi tarihsel rolünden koparıyor. Devleti kuran partiyi, devletin tasfiyesine seyirci kılıyor. En temel ilkesi halkçılık bir partiyi, halkı yalnızca seçmen ve sosyal yardım alıcısı olarak gören bir düzleme itiyor. Kamuculuk kökenli bir partiyi, kamu varlıklarını piyasa mantığıyla yönetmeye alıştırıyor. Bağımsızlıkçı bir gelenekten gelen partiyi, dış finans çevrelerinin takdirine muhtaç bir muhalefet partisine dönüştürüyor.

CHP’ye giydirilmek istenen elbise yeni değil tabii. Önceki dönemlerdeki anomalileri bir tarafa bırakarak devam edecek olursak, bu elbise 12 Eylül'de biçildi, 24 Ocak kararlarıyla zorla giydirildi, Gümrük Birliği ile özel bir versiyonu yaratıldı, IMF ve Dünya Bankası reçeteleriyle daraltıldı, Kemal Derviş yasalarıyla tam olarak finans kapitale iliklendi, en sonunda da bütün partilere “çağdaş, rasyonel ekonomi politikası” diye dağıtıldı. Kim giyerse giysin sonuç değişmedi: Halk yoksullaştı, çiftçi tasfiye edildi, işçi örgütsüzleştirildi, esnaf zincirlerin karşısında yalnız bırakıldı, kentler ranta açıldı, belediyeler borç ve ihale düzenine mahkûm edildi, yurttaş müşteri, seçmen de birkaç yılda bir sandığa çağrılan edilgen bir kalabalık haline getirildi.

Bugün tüm muhalif siyasetle birlikte CHP’nin önündeki soru şudur: Bu zinciri kıracak mı, yoksa zincirin kırmızı kravatlı halkası olmaya devam mı edecek?

Çünkü CHP’nin rakibi yalnızca AKP değildir. Mesele yalnızca Erdoğan, saray rejimi ya da bugünkü iktidar bloku da değildir. CHP’nin asıl hesaplaşması gereken şey,........

© soL