'Enişte' öptüyse bir şey ister
Hâfıza-i beşer nisyan ile malûl olduğu için arada hafızaları tazelemekte fayda var. Çünkü bu ülkede bazı dosyalar kapanmıyor; sadece üstü örtülüyor. Üstü örtülen her dosya da bir süre sonra başka bir kapıdan, genelde de dışarıdan, yeniden önümüze konuyor. Bedeli de çoğu zaman dosyanın sahiplerine değil, bu ülkenin itibarına ve insanına kesiliyor.
ABD’nin burnumuza taktığı son halkanın sebebi, “bıldırda” (2011’de başlayan ve 17 Aralık 2013’e kadar süren) yenilen hurmalar. O dönemde Halkbank’tan sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’dı. Şimdilerde Özgür Özel’le yaptığı dost sohbetinde (bir ara Selahattin Demirtaş’la da “ilgilenmiş”; cezaevi ziyareti sonrası yaptığı açıklamaya Demirtaş, “bunlar konuşulmadı” anlamında zehir zemberek bir açıklamayla karşılık verince sessizliğe gömülmüştü…) CHP’nin parti içi sorunlarıyla da dertlendiğini öğrendiğimiz Bülent Arınç ise yine o dönemin kudretli Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsüydü.
Cismi ayrı düşse de aklı hâlâ 16 yıl bakanlık ve başbakan yardımcılığı yaptığı AKP’de kalan Ali Babacan’la; tabiri caizse “Kızılırmak’ın kıyısında kaybolan bir koyundan bile sorumluluk sahibiymiş gibi” hemen her konuda vaaz veren Bülent Arınç’ın, kabine üyesi oldukları bir hükümet döneminde yaşanıp ABD’de yargılaması süren olayla ilgili “görmedim, duymadım, bilmiyorum”u oynayarak tek kelime etmemeleri dikkat çekici. Asıl mesele de burada düğümleniyor: Bu ülkede siyasi sorumluluk, en çok konuşulan ama en az taşınan şey hâline geldi. Hesap vermeyen siyaset, günün sonunda hesabı ülkeye ödetiyor.
“Bıldırda yenilen hurmalar” deyimi aslında bir kibarlık, bir nezaket cümlesi. Anlatmak istediği ise biraz daha serttir: “Zamanında bir halt ettiysen, ileride mutlaka önüne çıkar.”
Biz yine kibarlığı elden bırakmadan muradımızı anlatmaya devam edelim. Televizyon ekranlarında, gazete sütunlarında; ABD’nin (Trump’ın) neredeyse 13 yıldan bu yana devam eden Halkbank “yargılamasını” siyasi bir kararla, bir anlaşmayla çözüme ikna olması ve bunun için Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla New York Güney Bölgesi Savcılığı ile Halkbank arasında, çeşitli şartların yerine getirilmesi karşılığında yürürlüğe girecek bir metnin gündeme gelmesini “kesinleşmiş zafer” gibi yazıp anlatanların, “Bayram değil, seyran değil; eniştem (ABD) bizi niye öptü?” sorusunu sormamaları, bu meselenin fazla dallandırılıp budaklandırılmaması tercihine dayanıyor olabilir.
Oysa soru tam da buradan sorulmalı: Madem ortada “zafer” diye sunulan bir jest var, bunun karşılığında ne isteniyor? Çünkü........
