Kapitalizmin Janus yüzü parçalandı mı?
Janus iki yüze sahip Roma tanrısı olarak bilinmektedir. Yüzlerden biri geçmişe, diğeri geleceğe dönüktür. Her platformda sürekli olarak eski küresel düzenin sona erdiği ve yeni bir düzenin kurulma sürecinde olduğu düşüncesi dile getirilmektedir. Janus’un bir yüzü geçmişi simgelerken, diğer yüzü de geleceği temsil ettiğine göre dünya düzeninde değişen nedir sorusunu sormak gerekiyor. Eski düzendeki kapitalist-emperyalist düzen mi son bulmuştur? Yoksa söz konusu düzen çerçevesinde yeni bir hegemonya mücadelesi mi gündemdedir? Uluslararası arenada ABD ve Çin arasında bir mücadelenin olduğu biliniyor. ABD Trump ile birlikte saldırgan ve tehditkâr bir pozisyon alarak ekonomik olanaklarını kullanmanın, askeri müdahale silahını tehdit aracı olarak kullanmanın yanısıra bizzat fiilen silahlı saldırıda bulunmaktan (İran, Venezuela) çekinmemektedir. Çin Tayvan çevresinde gövde gösterisi yapmanın ötesine geçmemekte, kendi toprakları dışındaki coğrafyada (Asya, Latin Amerika, Ortadoğu, Afrika, hatta Avrupa) tek başına veya ortak yatırımlar yoluyla ekonomik ilişkilere ağırlık vermektedir. Rusya oyunda ikincil bir taraf olarak gözükmekte ve Ukrayna sorununda ABD ile uzlaşma arayışında olduğu izlenimi vermektedir.
Geçmiş; 2. Dünya Savaşı sonrasında kapitalist blokta kurulan düzende hegemon devlet olan ABD sistemin koruyucusu ve kollayıcısı rolünü üstlenmiştir. SSCB’nin dağılmasına kadar uzanan döneme yeni sömürgeci politikalar ve emperyalizm damga vurmuş, bu bağlamda sermayenin uluslararasılaşması, ÇUŞ’ların güç kazanması ve faaliyet alanını genişletmesi dünya ekonomisinin şekillenmesine yön vermiştir. SSCB’nin ve Avrupa’daki sosyalist ülkelerin kapitalist piyasa ekonomisine geçiş süreciyle birlikte bilindiği üzere kapitalizmin zafere ulaştığı ilan edilmiştir. Neoliberal düşünce ve politikaların damga vurduğu küreselleşme emperyalizmin yeni yüzü olmuştur. Küreselleşme sürecinde merkezde yer alan devletler ile bütünleşen tekelci veya oligopolcü sermayeye geniş bir sömürü ve hegemonya alanı açılmıştır. Hegemonik ilişkiler temelinde çevre ülkelerden artık tümüyle merkez odaklı büyük sermayeye olabildiğince kapılarını ardına kadar açmaları, bu doğrultuda gerekli yasal ve kurumsal düzenlemeleri yapmaları söz konusu olmuştur. Bu bağlamda ulus-devletler temelinde yapılacak bir emperyalizm çözümlemesi de küreselleşmenin emperyalizm ile iç içe bulunduğu veya emperyalizmin son versiyonunun küreselleşme olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Küreselleşme geri dönülmez bir süreç ve gelinen son durak olarak nitelendirilmiştir. Küreselleştirmeyi eleştirmek ve gerçek yüzünü sergilemek........
