Japonya - Yeniden yapılanmadan onursuz kapılanmaya
Japonya Başbakanı Sanei Takaichi son zamanlarda ilginç bir görüntü çiziyor; gerçi hangisi çizmiyor ki? Merz, Macron, Starmer, hep birlikte garip bir sağduyu yoksunluğu içinde pul pul dökülüyorlar. Ancak Japon başbakanın dışavurumcu histerikliği hem tanıdık hem de yeni birtakım görüntüler yaratıyor. Japon başbakanların Amerikan emperyalizmi karşısındaki sinikliği ve ezilmişliği yeni bir şey değil. II. Savaş sonrası başbakanlık yapan figürlerin çoğunun sergilediği el pençe divan durma davranışına oldukça aşinayız.
Takaichi’nin de aynı süklüm püklümlük tarzını sürdürdüğünü görüyoruz. Yeni olan, daha önceki başbakanların saygılı ama mesafeli tarzlarına inat bir keyif alma, mutlu olma halidir. Eskiler Amerikan başkanlarının ya da bölgedeki Amerikan yöneticilerinin yanında yine de bir zamanlar savaştıkları bir düşmana karşı gösterilebilecek mesafeyi gösterirlerdi. Son zamanlarda Japon başbakanları ya da yöneticileri abartılı minnettarlığı ve bir kölenin köleliğinden duyabileceği mutluluğu sergilemekten zerre kadar imtina etmiyorlar.
Tanaichi Trump ile birlikte çok mutlu pozlar veriyor. Trump azarladıkça ya da aşağıladıkça efendisinden iki çift iyi laf duymuş saray soytarısı gibi kıkırdamakta ve mutlu olmaktadır. Japon feodalizminin, Avrupa feodalizmi ile karşılaştırıldığında ortaya çıkan özgün yönleri yıllardır tarihçiler arasında bir tartışma konusudur. Kimileri Japon feodalizminin Avrupa feodalizmine şaşırtıcı derecede benzediğini vurgulamaktadır. Kimileri ise benzerliğin az, farklılığın çok olduğunu ve farklılıkların Japon feodalizminin Asyatik niteliklerinden kaynaklandığının altını çizmektedirler. Yazımızın konusu bu değil ama biz de benzerliğin farklılıklardan daha baskın olduğuna inananlardanız.
Feodalizm en azından sömürenler, artığa el koyanlar açısından onur, erdem, cesaret gibi duyguların yüceltildiği bir sosyal çerçeve yaratır. Özellikle Japon feodalizminde bu duygunun çok güçlü olduğunu dönemin kültürel yansımalarından anlıyoruz. Fakat feodalizmin sömürgenlerinde görülen bu duygular ve onların dışa yansımaları aynı zamanda feodalizmin özüyle ilgili bir durumdur. Feodalizmde bağımlı köylülerin ürettiği artığa el koyma süreci bütünüyle siyasi/askeri/hukuksal bir süreçtir. Kısacası belirli bir aileye/klana mensup olarak belirli siyasi ve ekonomik ayrıcalıklardan yararlanmanın ve aşağıdakileri sömürmenin etno-kültürel düzeydeki yansıması cesaret/onur türünden duygularla ortaya çıkar. Başkalarını sömürmenin onursuzluğunu silah taşımanın, yönetmenin sahte onuruyla kapatmanın rejimi feodalizmdir. Japonlar kendi feodalizmlerinden bu türden duygulara görünüşte ciddi bir bağlılığı devralmışlardı, en azından öyle biliyorduk. Şimdi anlıyoruz ki o vakitler geçeli çok olmuş; Amerikan emperyalizmi karşısındaki tavırları oldukça onursuz ve erdemsizdir artık.
Batının gelişmiş kapitalizmleri karşısındaki genel olarak tavırları uzunca bir süredir böyle aslında. Hâlbuki batılılarla ilk karşılaşmaları, batılılardan ekonomik olarak geri olsalar bile, onları “barbar” olarak nitelendirmelerine yol açmıştı. Uzunca yıllar boyunca batılıların Japon topraklarına ayak basması sıkı bir denetime tabi tutulmuş, bazı zamanlarda ise tamamen yasaklanmıştı. Japonların batılılara karşı derin tarihsel bir şüpheye sahip olmalarının altında yatan nedenlerden biri de onur/erdem/bağlılık gibi aslında içleri boş duygularla örülmüş kendi sömürgen sistemlerini batının etkisine karşı koruma güdüsüydü. Ancak 1854’te Kommodor Perry’nin komuta ettiği küçük ama Japonlara göre güçlü Amerikan silahlı deniz gücü Tokyo Körfezi’nde demirlediğinde bu kıskanç korumacılığın sonu da geldi. Amerikan emperyalizmi Japon limanlarını yeni yetme Amerikan kapitalizminin erişimine açtı. Bu utanç ve utancın yarattığı güdüleme Japonya’yı kapitalist gelişmeye ve emperyalist yayılmaya itecek Meiji restorasyonunu başlatan asli unsurlardan biri oldu. Japonya kapitalist genişleme ve emperyalist yayılma dönemlerinde şüpheci ve şizofrenik batılı karşıtlığını daha da derinleştirdi. Pasifik arenasında Amerikan emperyalizmi ile girilen mücadele bunu pekiştirdi. II. Dünya Savaşı sırasında hem batı karşıtlığı hem de anti-Amerikanizm zirve yaptı.
Peki ama bu tarihsel damar ile müthiş bir tezat oluşturan bugünün Amerikanizmini nereye oturtacağız? Bu soruya verilecek cevabın Japonya’ya has özel ve tikel yönlerinin yanında küresel bir boyutu da var. Küresel boyutu Soğuk Savaş Amerikanizmi ile ilgilidir.
Soğuk Savaş sürecinde Amerikan........
