Devlet aklının hikmet-i hükumeti
Akıl her zaman vardı ama her zaman akılcı değildi. Akılcı akıl, aydınlanma çağının getirisidir.
Akılcılık, rasyonalizm, doğru bilginin ve gerçeğin kaynağının yalnızca insan aklı ve mantıksal çıkarımlar olduğunu savunan bir felsefi görüş olarak ortaya çıktı. İnsan, aklı keşfetmiş, böylece insan olmuştu. Unutulmasın, bugün insan dediğimizde entelektüel yetenekleri ile birlikte bir aydınlanma çağı insanını anlıyoruz. Descartes "düşünüyorum, öyleyse varım" derken o entelektüel yeteneğe özellikle dikkat çekmek istiyordu; akılcı bir akla ulaşma çabasıdır. Demek ki, artık, düşünmeyene insan diyemeyiz; butlandır, yok hükmündedir.
Felsefi yanı ayrı, aydınlanmacılık ile birlikte akıl ve akılcılık kavramları farklı bir anlam daha kazandı, siyasallaştı. Felsefi bir tartışma olmaktan öte, toplumsal-siyasal yanı öne çıktı. Rasyonalizm feodal ve dini kurumlara karşı olmak anlamına geliyordu artık. İnsan yaşamının ve toplumun dini kurallarla değil akılla düzenlenebileceği iddiasıydı bu. Akılcı akıl, böylece, kurucu bir ilkeye dönüştürülüyordu. Büyük Fransız devriminin pratiğe döktüğü siyasa işte budur.
Tabii bu dönüşüm, gerçekliği de olanca sadeliği içinde kavramayı gerektiriyordu. Makyavel de, Machiavelli, öyle tarih sahnesine çıktı. “Hükümdar”ında söylediği şuydu; devlet aklı uhrevi değil dünyevidir. Hüküm süren, emir veren-yöneten, ya bir kişidir ya da bir sınıftır. Gücü de her durumda, tanrıdan değil yönettiklerinden gelir…
Yıllar önce, yeni bir baskısı için giriş metni istemişti yayıncısı. Makyavel’in Hükümdar’ının 1997 baskısından söz ediyorum. Anita Tatlıer çevirmiş. Yayıncısı, Göçebe Yayınları, çeviriye benim ve Cemil Meriç’in bir makalesini eklemiş. Benimki ne vesileyle hatırlamıyorum. Yayınevi, benim “Felsefi Aklın Eleştirisi” çalışmamın da yayıncısı, demek ki üzerine konuşmuşuz. Oradan aktarıyorum.
Makyavel bir dünyevileştiricidir. Devlet gücünü dinden değil ulustan, ahlaktan değil pratikten almalıdır. Bu hem Orta Çağı hem de onun üzerinde duruyormuş gibi göründüğü din ve teolojiyi karşısına almak demektir. Makyavel neden yapıyor bunu? Çünkü artık Orta Çağın kalıplarına sığmayan, ayakları dünyaya basan yeni bir sınıf, burjuva sınıfı tarih sahnesine çıkmıştır. Makyavel bunları yazmak için zamanın olgunlaştığı bir dönemde yaşıyor. Haliyle düşünürümüzün devlete “insan gözüyle” bakması ve tanrının yerine........
