Yıkım üstüne yıkım
Bu yazı yazılırken Oscar ödülleri yeni belli olmuştu. P.T. Anderson tarafından yönetilen ve birçok ödüle aday olan “Savaş Üstüne Savaş” (“One Battle After Another”) filmi -beklendiği gibi- “en iyi film” ve “en iyi yönetmen” başta olmak üzere pek çok dalda ödül kazandı. Sistemle asla çelişmeyen (çelişseydi zaten Oscar adaylıkları bile söz konusu olamazdı) bir macera-aksiyon filmine, başlangıcında “politik” bir sosa bulayarak ödül avına çıkan bir Hollywood fantezisine burada yer ayıracak değiliz. Asıl derdimiz ve sorumuz şu: Filmin başlangıcındaki gibi hedefi belirsiz küçük eylemci grupların çapını çok aşan, uluslararası boyutta yeni savaş zincirlerinin tetiklendiği bir ortamda, acaba bu savaşları da aşan yıkım süreçleri çalışmakta mıdır?
Soru hem dünya hem de ülke düzlemleri bakımından geçerli. II. Savaş sonrasında kapitalist dünya düzenini yeniden biçimlendiren kurallar ve kırılmalar II. ve III. küreselleşme dalgalarıyla ve bu dalgaların çeşitli evrelerini uluslararası düzlemde belirleyen regülasyonlarla (Bretton Woods [1944], Washington [1989] ve Post-Washington [1999] Uzlaşıları) ortaya çıkmaktaydı. Ama artık III. küreselleşme dalgasının ve onun birikim modeli olan neoliberal dünyanın, yani üretimin/finansın ve tedarik zincirlerinin uluslararasılaşmasını düzenleyen ihtiyari kurallar sisteminin sonuna gelinmişti. Trump’ın ikinci dönemi, bir süreç olarak hayli yol kateden ve güçlünün kendi kurallarını dayattığı bir yeni dünya düzenini pekiştirmekten başka bir şey yapmıyordu aslında.
Bu, kapitalist dünya açısından, bir yıkım süreciydi. Kural-yıkıcı bir süreç. Yeni kurallar ise uluslararası bir uzlaşının sonucunda doğmayacaktı; askeri gücü elinde tutanın dediği olmalıydı. Hatta bunlar sıkı kurallardan ziyade keyfi esnetmelere açık olmalıydı ki hegemonun değişen ihtiyaçlarına yanıt verebilsin.
Aslında hegemon da eski hegemon değildi. Ekonomik üstünlüğünü kaybetmekteydi; birçok alanda şimdiden geçilmişti. Sorun da buydu zaten: Ekonomik/teknolojik açılardan hegemonyası gerileyen güç, eğer askeri olarak hâlâ tartışılmaz bir üstünlüğe sahip olduğunu düşünüyorsa, bu defa üstünlüğünü jeopolitik üzerinden yeniden kurgulamaya çalışacaktı. Süreci hızlandıran şey de buydu: Rakip hegemon adayı askeri bakımdan kendisiyle boy ölçüşebilir düzeye gelmeden onu jeopolitik hamlelerle sıkıştırmak, sindirmek veya onu hiç istemediği erken bir bölgesel kapışmaya zorlamak. Jeopolitik hamleler, dünya enerji kaynaklarının ve stratejik madenlerinin kontrolünü ele geçirmekten, ekonomik, teknolojik askeri ve finansal ambargolara/yaptırımlara kadar çeşitlenebilen bir alanda oynanmakta.
Bu bağlamda ele alındığında, Venezuela-İran askeri müdahaleleri birbirini tamamlamakta, aynı amaca hizmet etmekte. Keza, Ukrayna’da Rusya’nın karşısına ABD öncülüğünde Batı blokunun........
