menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ekonomik sıkışmanın yansımaları ve medyanın sorumluluğu

23 57
17.02.2026

Ülke ekonomisi zorda. Halkın ekonomisi kuşkusuz daha da zorda. Gerçi bununla ilgili görüntülü medya duyarlılığı pazar yerlerindeki canlı halk röportajlarıyla tepkileri toplamanın ötesine fazla geçemiyor. Görsel/yazılı eleştirel medyada emeklilerin ve asgari ücretlilerin gerileyen satın alma güçleri ve refah düzeyleri kuşkusuz epey yer buluyor, çünkü medya okuru/izleyicisi olan halkın büyük çoğunluğu bu koşullarda yaşıyor ve kendi durumuyla ilgili haberleri görmek istiyor.

Buna rağmen, özel sektörün ve kamu ekonomisinin sorunları üzerine yürütülen haber-tartışma-analizlere biraz daha derinliğine yer verildiği de bir vakıa. Anlaşılması zor değil, bu kesimler hem kendi sorunlarını toplumun sorunlarına dönüştürmeyi daha iyi beceriyorlar hem de çok sayıda rapor/yazılı belge üzerinden kamuoyunu besleyip duruyorlar. “Muhalif” denilen medyanın buradaki görevi, resmi belgeleri eleştirel süzgeçten geçirmeden toplumun bilgisine sunmamak olmalı. Çünkü toplum çok kolay yanıltılabilir; sermaye ve kamu kurumları bazen bunu kasıtlı olarak kurgulayabilir.

Sayıştay raporları, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), TÜİK, TCMB, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) verileri ve diğer bakanlıkların/kurumların sayısal verileri ve elbette TÜSİAD ve diğer sermaye örgütlerinin raporlarının tümü bu kapsamda değerlendirilmeli.

Bu kurumlardan ÖİB, özelleştirme satış ve devirlerinin tarihi istatistiklerini sunarken örneğin, bunları hem TL hem dolar cinsinden veriyor. İkisi de sorunlu ama TL cinsinden olanları daha sorunlu çünkü 40 yıllık verileri herhangi bir enflasyon düzeltmesi yaparak bugünkü fiyatlara getirmeden (veya tam tersine 40 yıl öncesini esas alan bir sabit fiyat endeksine indirgemeden) kendi yıllarının nominal değerleri üzerinden sunabiliyor. Böylece elma ile armutları toplamaktan daha öteye giden bir hatalı seri yayınlamaktan hiç sakınmıyor. Elma ile armutun her ikisi de sonuçta meyvedir (üstelik aynı alt-grup içinde değerlendirilir) ve “meyve” başlığı altında kolayca toplanabilir; ama 1986 yılının TL’si ile bugünkü TL hiçbir koşulda toplanamaz ve karşılaştırılamaz! ÖİB bolca istihdam ettiği teknik kadrosuna rağmen buna izin veriyorsa, bunda siyasi bir kasıt aranması gerekir. En azından cari fiyatlarla sunulan seri yanına bir de sabit TL fiyatlısı eklenemez miydi diye sorarsınız.

Aynı “hata” son yıllarda SBB verilerinde de yapılıyor. Meclise sunulan en önemli belge olan Merkezi Yönetim Bütçesinin SBB tarafından hazırlanan Gerekçesinde (2026 Yılı Bütçe Gerekçesi, s. 461-463) yıllar itibariyle özelleştirme ve tahsilat grafikleri sadece TL olarak veriliyor ve bu verilerden yararlananlara büyük hatalara düşme yolu açılıyor. Cumhuriyet Gazetesi muhabiri de bu verilerden yola çıkarak hatalara ortak oluyor.

Nitekim, 13 Şubat 2026 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, iri puntolarla verdiği baş sayfa ana manşetinde “174,2 milyar TL’lik özelleştirmenin 170 milyar liraya yakını AKP dönemine ait, SATIŞ REKORU” ifadelerine yer verip, izleyen paragrafta da “yeni hedefin 185 milyar TL” olduğunu söylüyor. Buna bakan ve iç sayfalara geçmeyen bir okuyucu söz konusu tutarı dolara çevirmeye kalktığında ne görecek? 4 milyar dolardan ibaret bir toplam özelleştirme bilançosu! İç sayfadaki rakamlarda da tutarsızlıklar var ama en azından bu TL cinsi toplamın aslında 72,6 milyar dolara denk geldiğini görebiliyorsunuz. Peki bunu bugünkü dolar kuruyla TL’ye çevirmek ve 3,2 trilyon TL sonucuna varmak çok mu zordu? Okuyucu bu kadarını hak etmiyor mu?

İç sayfada beş sütuna yayılan haberin spot ve açıklamalarının bütünü de çok sorunlu. Sorunlu çünkü başlangıç hatası sürdürülüyor; üstelik kapak sayfasında sadece yıllar toplamı olarak yapılan hata, bu defa farklı yılların cari özelleştirme verilerini birbiriyle karşılaştırma hatası üzerinden sürdürülüyor! Bütçe Gerekçesi’nin verileri hiç sorgulanmadığında, sayfa 492’deki grafiğe bakılarak 2025 yılında 19,7 TL tahsilat yapılarak 1986-2025 döneminin yıllık bazda rekorunun kırıldığı ve “buna en yakın tahsilatın 13,1 milyar TL ile 2014 yılında gerçekleştirildiği” iddia edilebiliyor! Oysa ÖİB’nin web sitesinde dolar cinsinden 1986-2025 özelleştirme işlemleri tutarlarına bakılsa, 2025 yılının 1,9 milyar dolar ile 2016’dan bu yana en yüksek özelleştirme yapılan yıl olmakla birlikte, tarihi olarak en yüksek özelleştirme yapılan yılın 6,3 milyar dolarlık 2014 yılı değil 12,5 milyar dolarlık düzeyi ile 2013 yılı olduğu görülebilirdi!

Ancak asıl sorumlular kuşkusuz resmi verileri (süzgeçten geçirmeden) nakleden gazeteciler değil, bilgilendirme görevlerini gereğince yapmayan ÖİB ve SBB gibi kamu kurumları olmaktadır. Bunların arasında da en büyük eleştiriyi SBB ve onun hazırladığı Bütçe verileri hak etmektedir. Kamu kurumları kamuoyunu aydınlatmak için verileri derler ve sunarlar, yanıltmak için değil!

Şimdi kapsama alanı 2025 yılı Eylül sonuçlarına kadar giden Bütçe Gerekçesi rakamlarını değil de ÖİB 2025 yılsonu verileri esas alınırsa, bu Kurum 1986-2025 dönemi TL cinsinden cari özelleştirme gelirleri toplamını gene enflasyon düzeltmesi yapmaksızın 208,5 milyar TL olarak vermekte (bugünkü dolar kurundan 4,7 milyar $’a denk gelen bu toplamın bir bilgilendirici anlamı olabilir mi?), ama hiç olmazsa ayrı bir zaman serisinde bunun 73,5 milyar dolara denk düştüğü de verilmektedir. İşin ilginci şudur: Toplamda 208,5 milyar TL özelleştirme varken sadece 2025 yılında 74,4 milyar TL’lik özelleştirme yapıldığını söylemek bile aslında hatalı veri sunumu bakımından yeterince uyarıcıdır: 40 yılda 208 milyar TL’lik özelleştirmenin 74 milyar TL’lik bölümü (yani üçte biri) son bir yılda yapılmış olsaydı, herhalde 2025 yılında Türkiye’de yer-gök sarsılırdı!  

Bütün bu veri kargaşası bizi önemli bir sonuçta birleşmekten alıkoymamalı elbette: 2025 yılı özelleştirmeleri, 74,4 milyar TL veya 1,9 milyar dolarlık düzeyiyle son 10 yılın rekorunu kırması bakımından anlamsız değildir. 2015 yılının 2 milyar dolarlık özelleştirmesinden sonra sadece 2016 (1,3 mr. dolar) ve 2018 (1,38 mr. dolar) yıllarında 1 milyar dolar düzeyi aşılabilmişti. 2023 ve 2024 yıllarında ise 200 milyon dolarlık düzey bile yakalanamamıştı. Demek ki koşulların iyice zorlanmak istendiği yeni bir durumla karşı karşıyayız. Daha önce devletin varını yoğunu sattığı düşünülen AKP iktidarı, satılacak yeni kamu varlıklarının peşine düşmüştür. Nitekim, 2026 mali yılında da 185 milyar TL’lik bir özelleştirme geliri beklenmektedir. Bu da 2026 yılı ortalama dolar kuru öngörüsü olan 1 $= 46,6 ₺ üzerinden hesaplandığında 4 milyar dolarlık bir düzeye işaret eder. Yani 2025 yılı özelleştirme düzeyinin iki katına çıkılacak demektir. AKP öncesinde yapılmış köprü ve otoyolların pazarlanma çalışmaları tam da buna denk gelmektedir. 2,7 trilyon TL’lik faiz gideri öngörülen 2026 yılı bütçesinin aylık faiz gideri 228 milyar TL’yi aşmaktadır. Üstelik Ocak 2026’da görüldüğü gibi bazı aylardaki yığılmalar nedeniyle bu rakam çok aşılabilmektedir. Üstelik vergi harcamalarında geri adım atılmazken ve vergi gelirlerinde istenen hasılat da yapılamazken. Bu da yeni Hazine borçlanmalarını canlı tutmaktadır. Geçmişin yükleri (KÖİ geçiş, hasta vs. taahhütleri) de cabası. Bu nedenle trafik cezalarında astronomik artışlardan bile medet umulabilmektedir. Bütçe açıkları 2026 için 2.742 milyar TL (GSYH’nin yüzde 3,5’i) olarak öngörülmüşken bunun dahi aşılması olasılıklar dahilindedir. O nedenle kaynak sıkışıklığını aşmak için her yöne saldırılmaktadır.

Gerçeğin peşinde olmak

Ekonomi gazeteciliği kolay iş değildir ve özellikle de resmi kurumların onların işini kolaylaştırıcı doğrultuda veri üretmediği koşullarda. Özelleştirme verileri ile ilgili son iki uyarıyı yaparak tamamlayalım. Birincisi, özelleştirme işlemleri salt ÖİB tarafından yapılmamaktadır. Dolayısıyla bulunabildiği kadar diğer kurumların yaptığı özelleştirme tahsilatına da ulaşılabilmelidir. Biz bunun izini gene resmi verilere ulaşarak (2009 yılı Yıllık Ekonomik Raporu) Ulaştırma Bakanlığı ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu verileri bakımından 2009 yılına kadar sürebilmiştik. Bu iki kurumun 2000’lerdeki toplam özelleştirmeleri 12 milyar doları buluyordu. Bunun mutlaka toplam verilere eklenmesi gerekir. (Dolayısıyla toplam özelleştirme en az 85,5 mr $’dır). İzleyen yıllarda bu kurumların verileri ulaşılamaz ve milletvekilinin bu konudaki yazılı sorularına da yanıt verilmez oldu. İzini sürmek araştırmacıların görevidir. (Şu kapsamlı makalemize gönderiyoruz: O. Oyan (2023), “Neoliberal Birikim Rejiminin Düzenleme Aracı Olarak Özelleştirme”, (Ed.) Ö. F. Çolak, Yüzyılın Ekonomisi, Cilt III: İktisadi Gelişim ve Sektörler, Ankara: Efil Yayınevi, s. 388-440).

İkinci konu ise, dolar cinsinden verilerin de kusursuz olmadığıdır; çünkü dolar da enflasyonun aşındırmalarından muaf değildir. Yılda yüzde 2,5-3 boyutunda bir enflasyon, 30 yılda fiyatların ikiye katlanmasına götürür. Demek ki 40 yıla uzanan özelleştirme hikayesini cari dolar cinsinden sunulan verileri toplamak ve karşılaştırmak da kurtaramaz. (ABD ve Avrupa’da 30-40 yıl önce ortalama özel araba fiyatları 10 bin dolar veya Avronun altındayken, bugün 20 binin altında bir makul seçenek bulabilmek için epey uğraşmanız ve standartlarınızı iyice düşürmeniz gerekir). Dolayısıyla, dolar cinsinden nominal verilerin dahi bugünkü fiyatlarla güncellenmesi gerekir. Eğer bu yapılabilirse, özelleştirmenin toplam büyüklüğünün 85 milyar dolar düzeyinde değil, 100 milyar doların hayli üzerinde olacağını görebilirsiniz.

Şunu da unutmayalım: AKP iktidarınca KÖİ için verilen döviz cinsinden taahhütlerin, dövizlerin de enflasyon aşındırmasına konu olması bakımından, ayrıca bir enflasyon farkı verilerek ödenmesinin kararlaştırılması (böyle bir başlangıç taahhüdü olmamasına karşın), ancak ve ancak kamu yararından ziyade özel çıkarların önceleniyor olmasıyla açıklanabilirdi. Bu özel çıkarlar içine siyasetçinin şahsi çıkarlarının karışmaması halinde gene de böyle bir ikram fikri oluşmaz veya buna direnç gösterilirdi!

Bütün bunların hesabını sormak için de siyasi iktidarın bir an önce değişmesi gerekmektedir.


© soL