Ekonomik sıkışmanın yansımaları ve medyanın sorumluluğu
Ülke ekonomisi zorda. Halkın ekonomisi kuşkusuz daha da zorda. Gerçi bununla ilgili görüntülü medya duyarlılığı pazar yerlerindeki canlı halk röportajlarıyla tepkileri toplamanın ötesine fazla geçemiyor. Görsel/yazılı eleştirel medyada emeklilerin ve asgari ücretlilerin gerileyen satın alma güçleri ve refah düzeyleri kuşkusuz epey yer buluyor, çünkü medya okuru/izleyicisi olan halkın büyük çoğunluğu bu koşullarda yaşıyor ve kendi durumuyla ilgili haberleri görmek istiyor.
Buna rağmen, özel sektörün ve kamu ekonomisinin sorunları üzerine yürütülen haber-tartışma-analizlere biraz daha derinliğine yer verildiği de bir vakıa. Anlaşılması zor değil, bu kesimler hem kendi sorunlarını toplumun sorunlarına dönüştürmeyi daha iyi beceriyorlar hem de çok sayıda rapor/yazılı belge üzerinden kamuoyunu besleyip duruyorlar. “Muhalif” denilen medyanın buradaki görevi, resmi belgeleri eleştirel süzgeçten geçirmeden toplumun bilgisine sunmamak olmalı. Çünkü toplum çok kolay yanıltılabilir; sermaye ve kamu kurumları bazen bunu kasıtlı olarak kurgulayabilir.
Sayıştay raporları, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), TÜİK, TCMB, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) verileri ve diğer bakanlıkların/kurumların sayısal verileri ve elbette TÜSİAD ve diğer sermaye örgütlerinin raporlarının tümü bu kapsamda değerlendirilmeli.
Bu kurumlardan ÖİB, özelleştirme satış ve devirlerinin tarihi istatistiklerini sunarken örneğin, bunları hem TL hem dolar cinsinden veriyor. İkisi de sorunlu ama TL cinsinden olanları daha sorunlu çünkü 40 yıllık verileri herhangi bir enflasyon düzeltmesi yaparak bugünkü fiyatlara getirmeden (veya tam tersine 40 yıl öncesini esas alan bir sabit fiyat endeksine indirgemeden) kendi yıllarının nominal değerleri üzerinden sunabiliyor. Böylece elma ile armutları toplamaktan daha öteye giden bir hatalı seri yayınlamaktan hiç sakınmıyor. Elma ile armutun her ikisi de sonuçta meyvedir (üstelik aynı alt-grup içinde değerlendirilir) ve “meyve” başlığı altında kolayca toplanabilir; ama 1986 yılının TL’si ile bugünkü TL hiçbir koşulda toplanamaz ve karşılaştırılamaz! ÖİB bolca istihdam ettiği teknik kadrosuna rağmen buna izin veriyorsa, bunda siyasi bir kasıt aranması gerekir. En azından cari fiyatlarla sunulan seri yanına bir de sabit TL fiyatlısı eklenemez miydi diye sorarsınız.
Aynı “hata” son yıllarda SBB verilerinde de yapılıyor. Meclise sunulan en önemli belge olan Merkezi Yönetim Bütçesinin SBB tarafından hazırlanan Gerekçesinde (2026 Yılı Bütçe Gerekçesi, s. 461-463) yıllar itibariyle özelleştirme ve tahsilat grafikleri sadece TL olarak veriliyor ve bu verilerden yararlananlara büyük hatalara düşme yolu açılıyor. Cumhuriyet Gazetesi muhabiri de bu verilerden yola çıkarak hatalara ortak oluyor.
Nitekim, 13 Şubat 2026 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, iri puntolarla verdiği baş sayfa ana manşetinde “174,2 milyar TL’lik özelleştirmenin 170 milyar liraya yakını AKP dönemine ait, SATIŞ REKORU” ifadelerine yer verip, izleyen paragrafta da “yeni hedefin 185 milyar TL” olduğunu söylüyor. Buna bakan ve iç sayfalara geçmeyen bir okuyucu söz konusu tutarı dolara çevirmeye kalktığında ne görecek? 4 milyar dolardan ibaret bir toplam özelleştirme bilançosu! İç sayfadaki rakamlarda da tutarsızlıklar var ama en azından bu TL cinsi toplamın aslında 72,6 milyar dolara denk geldiğini görebiliyorsunuz.........
